Block title
Block content

"Hamd" kelimesini "Her şeyi güzel yapmak" olarak çevirmek doğru mudur? Risalelerde nasıl ifade edilmiştir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Meselâ,اَلْحَمْدُ ِللهِ bir cümle-i Kur’âniyedir. Bunun en kısa mânâsı, ilm-i nahiv ve beyan kaidelerinin iktiza ettiği şudur: كُلُّ فَرْدٍ مِنْ اَفْرَادِ الْحَمْدِ مِنْ اَىِّ حَامِدٍ صَدَرَ وَعَلٰى اَىِّ مَحْمُودٍ وَقَعَ مِنَ اْلاَزَلِ اِلَى اْلاَبدِ خَاصٌّ وَمُسْتَحِقٌّ لِلذَّاتِ الْوَاجِبِ الْوُجُودِ الْمُسَمّٰى بِاللهِ  Yani, 'Ne kadar hamd ve medih varsa, kimden gelse, kime karşı da olsa, ezelden ebede kadar hastır ve lâyıktır o Zât-ı Vâcibü’l-Vücuda ki, Allah denilir.'”

"İşte, 'Ne kadar hamd varsa.' el-i istiğraktan çıkıyor."

Kelimenin mânâsını umuma teşmil ettiği için, istiğrak mânâsı verilir. El-i istiğrak veya harf-i ta'rif de denir. Meselâ: Hamd kelimesi herhangi bir hamdi ifâde ettiği halde; El-Hamd dediğimiz zaman, her ne kadar hamd varsa, bütün hamd ve senâlar mânâsına gelir. Bu, harf-i ta'rif ile olur.

Harf-i ta'rif bir kelimeyi belirsiz halden belirli hâle koyar; muayyeniyyet mânâsını verir. Bunlar elif ve lâm harflerinden teşekkül eder. El-Mekteb'de olduğu gibi. Mekteb herhangi bir mektebdir. El-Mekteb dendiğinde bizce muayyen, belli olan bir mekteb mânâsını ifade eder. Başına harf-i ta'rif gelen kelimeden tenvin kalkar. Nekre iken ma'rife olur, yani bilinmeyen iken bilinen hale gelir.

“'Her kimden gelse' kaydı ise, hamd masdar olup fâili terk edildiğinden, böyle makamda umumiyeti ifade eder."

Masdar, normalde fiili yapan fail anlamında kullanılır. Burada bütün hamd eden faillerin kapsam içine alınması için hasılı bil masdar olan hamd etmek fiili fail yerine alınıyor. Yani "Ahmet hamd etti." yerine, bütün hamd ediciler deniliyor ve fail mutlak bırakılıyor ki, her hamd eden bu kelimenin içine girsin.

"Hem mef’ûlün terkinde, yine makam-ı hitâbîde külliyet ve umumiyeti ifade ettiği için, 'her kime karşı olsa' kaydını ifade ediyor."

Mef’ül, yapılan iş, fâilin eseri demektir. Gramerde ise  fâilin fiilinin te'sir ettiği şey. "Nuri kitabı okudu." cümlesinde, kitab mef'uldür. Yani Nuri kitap üstünde müessir bir faildir. Burada da hamde konu olan nesne ve nimetler belirsiz ve mutlak bırakılıyor ki, bütün hamdi gerektiren nesne ve nimetler kelimenin kapsamına girebilsin. Şayet mef’ul tahsis edilse idi, hamd de ona göre sınırlı kalırdı. 

“'Ezelden ebede kadar' kaydı ise, fiilî cümlesinden ismî cümlesine intikal kaidesi sebat ve devama delâlet ettiği için, o mânâyı ifade ediyor.

“'Has ve müstehak' mânâsını, lillâh’taki lâm-ı cer ifade ediyor. Çünkü o lâm ihtisas ve istihkak içindir.

Kelimeyi cerreden lâm harfi. Kelimenin sonunu "i" diye okutur. Lillâhi, Lieclillâhi'de olduğu gibi. İstihkak ve ihtisas, has ve müstehak ve zarfiyyet, illet mânâsını verir. Yani bütün hamd ve şükürler Allah’a dır, derken “a” harfinde tahsis ve tayin manası olduğu gibi, tahmid, yani “Elhamdülüllahi” kelimesinin sonundaki “i” harfi de aynı şekilde tahsis ve tayini bildiriyor. 

“'Zât-ı Vâcibü’l-Vücud' kaydı ise, vücub-u vücud, ulûhiyetin lâzım-ı zarurîsi ve Zât-ı Zülcelâle karşı bir ünvan-ı mülâhaza olduğundan, lâfzullah sair esmâ ve sıfâta câmiiyeti ve İsm-i Âzam olduğu itibarıyla, delâlet-i iltizamiye ile delâlet ettiği gibi, 'Vâcibü’l-Vücud' ünvanına dahi o delâlet-i iltizamiye ile delâlet ediyor.

Allah lafzı kıymetli bir mücevher kutusu gibi, bütün isim ve sıfatları dairesine ve içine alır ve her bir isim ve sıfata da işareti haizdir. Yani o isim ve sıfatlara tek tek mana olarak işaret eder. Bu kapsamlı ihata ve kuşatıcılık manası Allah’ın diğer has ve özel isimlerinde yoktur. O has ve özel isimler sadece kendi manasına işaret ve delalet ederler, başka isimlere ve sıfatlara işaret etmezler.

Allah lafzının diğer özel isimlerden farkı ise, Allah lafza-i celalli Zat-ı Akdesin bir unvan ve ismidir. Yani Allah’ın Zatına ait bir isim ve sıfattır. Bütün mükemmel isim ve sıfatların kaynağı ve membaı Allah’ın Zat-ı Akdesi olmasından dolayı, Allah’ın zatını temsil eden Allah lafzı, dolaylı olarak bütün mükemmel isim ve sıfatlara da işaret ve delalet ediyor.

Mesela, Rahman Allah’ın özel bir ismidir, ama sadece müsemmasına, yani kendi manasına işaret eder, sair isim ve sıfatlara ihata ve işareti yoktur. Bu noktadan Rahman, Allah lafzı gibi kuşatıcı ve ihatalı bir isim değildir.

Ezeli ve ebedi olan bir hakikatin, fani ve sınırlı bir akıl ile ihata ile idrak edilmesi imkansız olduğu için, bu ezeli ve ebedi hakikatı akla yaklaştırmak için bir temsil bir unvan gereklidir ki, kayıtlı ve sınırlı olan akıl o hakikati mülahaza edebilsin.

Mevcudu meçhul olan (varlığı kesin ama mahiyeti bilinmeyen) Allah, hiçbir vecih ile mahlukata benzemediği için, onu temsil ve teşbih etmek mümkün değildir. Bu yüzden insanlığın fikir ve tasavvur aleminde bütünü ile mücerret kalmamak için, Allah yine kendi kelamında kendini temsil için bir takım unvan ve isimlerle kendini bize takdim ediyor. Mesela lafza-i celal olan “Allah” ismi, Allah’ın bütün kemal ve cemal sıfatlarını içinde toplayan ve onlara işaret eden cami bir unvandır. İnsan bu unvan vasıtası ile Allah’a nazar edip ona marifet kesp edebilir. Yoksa bu unvan ve isimler olmasa, Allah insan zihninde bütünü ile mücerret kalıp anlaşılmayacaktı. Tabir-i diğerle insan, kafasında bir şeyi somutlaştırarak anlar, eğer bir şey bulamaz ise inkar eder. Allah ise somutlaşmaktan münezzeh olduğu için, onun bedeline unvan ve isimleri bu görevi yapıyor. İnsan da zihninde Allah’ı bu unvan ve isimlerle misafir ediyor.

"İşte,اَلْحَمْدُ ِللهِ cümlesinin en kısa ve ulema-yı Arabiyece müttefekun aleyh bir mânâ-yı zâhirîsi şöyle olursa, başka bir lisana o i’câz ve kuvvetle nasıl tercüme edilebilir?"

"Hem elsine-i âlem içinde lisan-ı nahvî, Arabîden başka birtek lisan var; o da hiçbir vakit Arap lisanının câmiiyetine yetişemez. Acaba o câmi ve i’câzdârâne olan lisan-ı nahvî ile mucizekârâne bir surette ve her ciheti birden bilir, irade eder bir ilm-i muhit içinde zuhur eden kelimât-ı Kur’âniye, sair elsine-i terkibiye ve tasrifiye vasıtasıyla, zihni cüz’î, şuuru kısa, fikri müşevveş, kalbi karanlıklı bazı insanların kelimât-ı tercümiyesi nasıl o mukaddes kelimat yerini tutabilir? Hattâ diyebilirim ve belki ispat edebilirim ki, herbir harf-i Kur’ân, bir hakaik hazinesi hükmüne geçer; bazan birtek harf, bir sahife kadar hakikatleri ders verir."(1)

(1) bk. Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Birinci Kısım.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...