Block title
Block content

"Hattâ akılları gözlerine inmiş ve insaniyetten cemadat derecesine manen sukut etmiş olan Maddîyyun ve Tabiiyyun..." Bunlar kimlerdir, fıtratın kanunlarına “kuva-yı sariye” tabir edilmesi nasıl anlaşılmalıdır?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Hattâ akılları gözlerine inmiş ve insaniyetten cemadat derecesine manen sukut etmiş olan Maddîyyun ve Tabiiyyun dahi, melâikenin mânasını inkâr edemeyerek (Haşiye) “Kuva-yı Sâriye” namıyla bir cihette kabule mecbur olmuşlar."

 Haşiye: Melâike mânasını ve ruhanîyatın hakikatını inkâra mecal bulamamışlar, belki fıtratın namuslarından “Kuva-yı Sâriye” diye, “cereyan eden kuvvetler” namını vererek yanlış bir surette tasvir ile, bir cihetten tasdikine mecbur kalmışlar. (Ey kendini akıllı zanneden!..)(1)

Maddiyyunlar, günümüz tabiriyle materyalistler, maddeyi ezelî kabul eder ve her şeyin yaratılışını maddenin farklı şekillere girmesiyle açıklamaya çalışırlar. Bunlar ateisttirler; hiçbir manevî değere inanmazlar. Üstat Hazretleri bu güruh hakkında, “Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir, göz ise manevîyatta kördür.”(2) buyurur.

Tabiiyyunlar ise, eşyanın yaratılışını tabiata verirler. Tabiat iki mânada kullanılmaktadır. Birisi şu gördüğümüz varlık âleminin tamamı; diğeri ise “fıtrat, yaratılış”. Bu iki mânayı tek cümlede toplayacak olursak, tabiiyyuna göre, nasıl gözün tabiatında görme, kulağın tabiatında işitme, bir elma ağacının tabiatında elma verme varsa, kâinatın tabiatında da bitkileri, hayvanları ve insanları yapma vardır.

Halbuki Tabiat Risalesi’nde beyan ve ispat edildiği gibi, “Tabiat bir san'at-ı İlâhiyedir, sâni olmaz. Bir kitab-ı Rabbânîdir, kâtip olmaz ...”(3)

Bunlar, kâinatta hükmeden İlâhî kanunlara “Kuva-yı Sâriye” diyerek, o şuursuz ve iradesiz kanunları; kendi başlarına iş gören, kudret sahibi varlıklar şeklinde vehmederler. Böylece kendilerini oyalamaya, akıllarını uyutmaya çalışırlar. Meselâ, büyüme ve genişleme bir kanundur. Bu kanunla çekirdekte başlayan bir yolculuk, açılma, büyüme, fidan olma, dallara ayrılma ve sonunda meyve verme noktasına varır. Hepsi ilim ile hikmet ile irade ile icra edilen bütün bu safhaları ve sonunda ortaya çıkan meyveleri, sadece o kanun ile izah etmek aklen mümkün değildir. Kaldı ki, o kanun da kendi kendine ortaya çıkmış olamaz, onun da bir kanun koyucusu vardır. Ama, tabiatçılar bunu hiç düşünmek istemezler.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, Maksad.
(2) bk. Mektubat, Hakikat Çekirdekleri: 55.
(3) bk. Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Altıncı Nükte.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Maksat, İkinci Esas | Yazar: Alaaddin BAŞAR (Prof. Dr.) | Okunma Sayısı: 121 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...