"Hattâ insanın mütenevvi hissiyat-ı şedidesi, o istidad-ı muhabbetin istihaleleridir ve başka şekillere girmiş reşhalarıdır." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hattâ insan-ı mü’minde, hayatına ve bekàsına ve vücuduna ve dünyasına1 ve nefsine ve mevcudata karşı türlü türlü muhabbetleri ve şedit alâkaları, o istidad-ı muhabbet-i İlâhiyenin tereşşuhâtıdır."

"Hattâ insanın mütenevvi hissiyât-ı şedidesi, o istidad-ı muhabbetin istihaleleridir ve başka şekillere girmiş reşhalarıdır."(1)

İnsanın manevî kalbinde dercedilen nihayetsiz muhabbeti besleyen ve büyüten çeşitli kanalları vardır.

Mesela, akıl kâinattaki hikmetleri okur ve Hakim ismine karşı bir hayranlık, bir muhabbet duyar. Akıl, “kudretin gizli definelerini açacak bir anahtar külçesi” dir. Fen ve teknik sahasındaki bütün keşif ve terakkiler aklın meyvesidir. İnsan akıl sayesinde nice garip ve acip eserler, kasırlar ve konaklar inşa etmiştir.

Kâinat, insan aklının önüne serilmiş sonsuz hikmet ve tılsımlarla dolu İlâhî bir kitap ve rabbanî bir sergidir. İnsan esrar-ı kâinatı okuyan ve gizli defineleri açan en mükerrem bir mahlûktur. Cenab-ı Hakk’ın insanın mahiyetine yerleştirdiği ve istidadına ektiği daneler akıl sayesinde neşvü nema bulur, semere verir ve marifet çiçekleri açar. İnsan, o akıl sayesinde en derin sırları keşfeder. Arz ve sema yapraklarını okuyarak, fikren cevelan eder.

Göz, kâinattaki güzellikleri okur, yine insanın kalbindeki muhabbet ateşini kuvvetlendirir.

Kulak, sesler âlemini açılan bir penceredir; insanın imanın kuvvetlenmesine, marifet ve muhabbetinin ziyadeleşmesine vesile olur.

İnsan her bir duygu, aza ve latifesi ayrı nimetleri tartar, ayrı manaları okur, böylece imanı inkişaf eder, marifeti derinleşir, Allah’a olan muhabbeti ziyadeleşir.

Demek ki insan, mahiyetine konulmuş, ruhuna takılmış her bir duygusunu ve latifesi marifet ve muhabbet yolunda sarf edebilirse, Allah’ı daha iyi tanır ve daha ziyade sever.

(1) bk. Lem'alar, On Birinci Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Ender56

"Hattâ insanın mütenevvi hissiyât-ı şedidesi, o istidad-ı muhabbetin istihaleleridir ve başka şekillere girmiş reşhalarıdır." Burda insanın bütün duygu ve hissiyatların kaynağı onun muhabbetimidir diyor. Mesela öfke veya kıskançlık muhabbettenmi kaynaklanıyor. İzah edermisiniz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Mehmet Selim)

Aslında bütün hissiyatlar bir cihetle muhabbete de dayanıyor denilebilir. Fakat tamamen ona bağlıdır denilmez. Çünkü her hissiyat müstakildir. Evet, öfke, korku, hırçınlık, kıskançlık, inat özel ve müstakil olan hissiyatlardır. 

Mesela güzellikleri inkar etmek şiddetli muhabbettten gelir:

"Evet, durub-u emsaldendir ki, bir dünya güzeli, bir zaman kendine meftun olmuş âdi bir adamı huzurundan tard eder. O adam kendine teselli vermek için, “Tuh, ne kadar çirkindir!” der, o güzelin güzelliğini nefyeder." (10. Söz)

"Hem bir vakit bir ayı, gayet tatlı bir üzüm asması altına girer, üzümleri yemek ister. Koparmaya eli yetişmez, asmaya da çıkamaz. Kendi kendine teselli vermek için, kendi lisanıyla “Ekşidir” der, gümler gider." (10. Söz)

Mesela, kafirlerin Allah'a düşmanlığının da kaynağı yine muhabbettir.

"İnsan, sevdiği ve kıymetini takdir ettiği bir cemâl-i mutlaktan ebedî ayrılmaktan gelen derin yarasını, ancak ona adâvetle, ondan küsmekle ve onu inkâr etmekle tedavi edebilir. İşte, kâfirlerin Allah’ın düşmanı olması bu noktadan ileri geliyor." (30. Lem'a) 

Ayrıca bir şeyin inkarına sadece muhabbet değil başka meseleler de vesile olabilir:

"İ’lem Eyyühe’l-Azîz! Bazan bir şeye şiddetli muhabbet, o şeyin inkârına sebep olur. Ve kezâ, şiddet-i havf ve gayet azamet ve aklın ihâtasızlığı da inkâra sebep olur."

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...