"Hem, dünyada hayatın hakkı şâmil ve âmmdır. O rahmet-i âmmenin bir cilve-i manidar, onun bir sırr-ı hikmeti var; küfür mâni değildir." ifadelerini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hayat verilmiş ise hakkını ister. Onun hakkı ise bütün kâinatın bir fabrika gibi işleyip hayatın etrafında hizmet etmesidir. Güneş hayat için doğar, yağmur hayat için yağar, toprak hayata hizmet için çalışır, rüzgâr hayat için eser vs... Hayat bütün bu şartları ister ve bütün bu sebepleri kendine hizmetçi kılar.

Öyle ise kime hayat bahşedilmiş ise hayatın devamı için gerekli olan sebep ve unsurlar da ona zımnen bahşedilmiştir. Hayatın verilip de hayata lazım olan güneşin verilmemesi hikmete zıt olur. Bu sebeple hayat umumidir, yani bütün kâinatın umumundan süzülüp gelen bir macun gibidir. Bir sebep eksik olsa hayat hakkını kaybeder.

Allah kâfire hayatı vermiş ise, hayatın levazımı ve sebepleri olan unsurları ve şartları da elbette hikmeti muktezası verecektir; küfür buna mâni teşkil etmez. Kâfirin bedenindeki hayat, küfürden ayrı bir sır ve hikmet olduğu için kendine ait hususiyetleri celb ediyor, küfür buna mâni olamıyor.

Hayat müstakil olarak Allah’ın ekser isim ve sıfatlarını üzerinde gösteren ve ilan eden bir harika sanattır. Kâfirin küfrü bu ilan ve izhara zarar vermez.

Hayat tek başına bir hakikat-i kübradır. Bu sebeple de hakkını ve levazımını ister. Allah da bu hakkı ve levazımı ona -kâfir de olsa- bahşeder.

Hayatın hakkı umumîdir, şamildir. Yani bu noktada mü’min, kâfir, insan, hayvan farkı yoktur. Kime hayat verilmişse ona rızık da verilir. Rızık; imanın ve ibadetin değil, hayatın hakkıdır. Berikilerin hakkı, ahiret yurdundaki ebedî saadettir.

Allah’ın her isminin tecellisi için farklı aynalar, ayrı zeminler söz konusudur. Bunların çoğu, kişinin itikadıyla alâkalı değildir. Mesela, Rezzak isminin tecellisinden daha fazla nasip almak isteyen bir çiftçi, bunun için gerekli şartları yerine getirdiğinde tarlasına daha fazla mahsul verilir. Burada kişinin inancına bakılmaz. Yine, Şâfi isminin kendisinde tecelli etmesini isteyen bir insan, hastalığına faydalı ilacı kullanır. Onun şifa bulmasında da inancına bakılmaz. Çünkü ilaç kullanan kişi, Şâfi ismine müracaat etmeyi bilmiştir ve bunun karşılığı olarak kendisine şifa ihsan edilmiştir. Bu yola girmeyen bir insan, kâmil bir mü’min de olsa, şifaya kavuşmayabilir.

Buna göre, bir Müslüman, dünya hayatında, ilâhî isimlerin feyzinden faydalanmayı diliyorsa, hayatının o tecellilere layık bir ayna olmasına çalışmalıdır. Bunu yapmazsa netice alamaz. Ama aynı mü’min ibadet, salih amel ve ihlas şartlarını yerine getirmekle ahiret yurdundaki İlâhî lütuflara nail olabilir.

Bu şartları yerine getirmeyen bir insan ise, dünyada ne kadar başarılı olursa olsun, cennetten nasip alamaz.

Bütün güzel sıfatlar Allah kelamında zikredilmiş ve Resulullah (asm) tarafından da en güzel şekilde teşhir edilmiştir. Şu var ki, tatbikatta nefsin, şeytanın ve nice faktörün etkisiyle, bir Müslüman bu güzel sıfatların tümünü hayatında sergilemeyi başaramayabilir. Yine bir gayri müslim, gördüğü eğitimin ve toplum disiplininin bir mahsulü olarak bazı güzel sıfatlara sahip olabilir. Bunlar ondaki müslim sıfatlardır. Bir iş görüleceği zaman, kalplerdeki inançlar değil, bu sıfatlar çarpışırlar.

Ticaret hayatından bir misal verelim:

Bilgi, dürüstlük, çalışkanlık, mesai tanzimi, prensip sahibi olmak gibi sıfatlar, ticaretin neticesine doğrudan tesir ederler. Bir gayri müslim, bu sıfatlara sahipse ve yine bir Müslüman bu sıfatlardan mahrumsa, o gayri müslimin Müslüman’dan daha zengin olması beklenen bir akibettir. Burada kâfir Müslüman’a değil, müslim sıfatlar, gayri müslim sıfatlara galip gelmişlerdir. Ve netice, sıfatlar âleminde, yine hakkın olmuştur.

İlave bilgi için tıklayınız:

- El-hakku yâ'lû: Hak Yücedir. (Video)
- Hak üstün ise; neden öyle görünmüyor! (Video)
- Müslümanın kafire mağlup olmasındaki ince sır! (Video)
- Hak Üstündür; Fakat Tatbikatta Öyle Görünmüyor! (Video)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...