"Hem melekûtiyet-i eşyaya taallûk eder. Öyle ise mevâni tedahül edemez." ile "Kudret melekûtiyet-i eşyaya taallûk eder. Evet, kâinatın âyine gibi iki yüzü var..." ifadesini ayna misâliyle birlikte izah eder misiniz?

Soru Detayı

- Mülk-melekût meselesini  ayna misâliyle birlikte izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Önce mülk ve melekût mefhumları üzerinde kısaca duralım:

Mesnevî-i Nuriye’de, "Her şeyin içine melekût, dışına da mülk denir.”(1) buyuruluyor. Bu tarife göre, insanın görünen kısmı mülk, iç organları melekût olduğu gibi, bedeni mülk ruhu ise melekût olur.

Yine, insanın maddî kalbi mülk, ondan geçen kan hücreleri melekût olduğu gibi, manevî kalbi de müstakil olarak düşünüldüğünde mülk olur, ondan geçen ilham ve vesveseler de melekût olurlar.

Bunu hâdiseler için de tatbik edebiliriz. Hastalığın ızdırap veren yönü mülk, günahlara keffaret olması ise melekût cihetidir. Keza, ölümün mülk ciheti dünyadan ve fani dostlardan ayrılmak, melekûtu ise berzah âlemine geçmek ve oradaki dostlara kavuşmaktır.

Biz kâinatın ve hâdiselerin dış yüzlerine muhatap oluyoruz.

Her şey ve her hâdise esmâ-i İlâhîyenin aynasıdırlar ve esmâ-ı hüsnanın hepsi güzeldirler. Bu hakikat Nur Külliyatı’ında şöyle beyan edilir:

"Kâinattaki her şey, her hâdise ya bizzât güzeldir, ona hüsn-ü bizzât denilir. Veya neticeleri cihetiyle güzeldir ki, ona hüsn-ü bilgayr denilir.”(2)

Konumuz açısından değerlendirecek olursak: Her şeyin hem mülk ciheti güzeldir, hem de melekûtiyet ciheti... Bizzât güzel olan şeylerin güzelliği herkesce anlaşılır. Bunlar aynanın parlak yüzüne benzetilmiştir. Zahiren çirkin göründüğü halde hakikaten güzel olan şeyleri herkes idrak edemeyeceğinden sebepler perde olarak vazife yaparlar. Bu şeyler veya hâdiseler ise aynanın dış yüzüne benzetilmiştir.

Üstad Hazretlerinin;

"Evet, nimet içinde in'am görünür; Rahman'ın iltifatı hissedilir. Nimetten in'ama geçsen, Mün'im'i bulursun. Hem, her eser-i Samedânî, bir mektup gibi, bir Sâni-i Zülcelâlin esmâsını bildirir. Nakıştan mânâya geçsen, esmâ yoluyla Müsemmâyı bulursun.”(3)

Dersine bu yönüyle baktığımızda şunu görürüz: Nimetler mülk, Rahman'ın iltifatı ise melekûttur. Keza, her eser-i Samedânî mülk, onda tecellî eden esmâ ise melekûttur.

Melekût kelimesine, “tam mülk, hakiki mülk, hükümranlık” mânaları da veriliyor. Buna göre, Allah’ın kudretinin “melekûtiyet-i eşyaya taallûk” etmesi, mülk cihetine de taalluk ettiğini ifade eder. Üstad Hazretleri eşyanın dış ve iç yüzlerini mülk ve melekût şeklinde ikiye ayırmakla, İlâhî kudretin eşyanın içine de tam taalluk ettiğini, içe taalluk edenin dışa zâten taalluk etmiş olacağını ifade etmiş, içiyle ve dışıyla eşyada tam ve hakiki bir tasarruf sahibinin ancak Allah olduğunu beyan etmiş oluyor. Yoksa bu ifadeyi İlâhî kudretin sadece eşyanın iç yüzüne taalluk ettiği şeklinde anlamak doğru değildir. Zira mülk umumen Allah’ındır; eşyanın dışını da içini de O yaratmıştır.

Meselâ, “Güneşin melekûtu Allah’ın elindedir.” dediğimizde, “Güneş Allah’ın mülküdür, görünen cirmi gibi, görünmeyen cazibesi de Allah’ın kudret elindedir; o cazibe ile bütün gezegenleri döndürmektedir.” demiş oluruz.

"Hem melekûtiyet-i eşyaya taallûk eder. Öyle ise mevâni’ tedahül edemez." cümlesindeki mevani’ (mâniler) kelimesi daha çok eşyanın dış cihetini nazara vermekte, öncelikle maddî mânileri hatıra getirmekte ve “Bunlar İlâhî kudretin eşyanın içine nüfuz etmesine engel olamazlar” mânasını ders vermektedir.

Röntgen şuaının insanın iç organlarına nüfuz etmesi gösteriyor ki, o şuaları yaratan Allah’ın kudreti de o iç organlarda tasarruf etmektedir.

Biz elimizi gözümüze sokamazken güneş, ışığıyla gözümüzün içine girebilmektedir. Zira bu ışık bir derece nuranîdir, elimiz ise kesiftir, maddîdir.

Cenâb-ı Hakk’ın bir ismi Nur’dur, bütün isim ve sıfatları da nuranîdir. Bu nuraniyet o derecededir ki, Üstadımızın ifadesiyle “şu umum envar ve şu bütün nuraniyat onun envar-ı kudsiye-i esmâiyesinin kesif bir gölgesi ve zılali”(4) dirler.

Kesif katı demektir ve latifin zıddıdır ve fizikçilerin şu madde tarifini hatıra getirir:

Madde enerjinin kesifleşmiş şeklidir.

Madde parçalandığında enerjiye dönüştüğüne göre, maddenin aslı enerji demektir. Enerji ise Allah’ın kudret sıfatının bir tecellisidir. Ve bu tecellî, o İlâhî sıfata göre zayıf bir gölge gibi kalmaktadır. O halde, maddî eşyanın kudretin tasarrufuna mâni olması aklen de mümkün değildir. Zira o eşyanın da asılları kudrete dayanmaktadır. Aynadaki güneş görüntülerinin güneşin icraatına engel olmaları mümkün olmadığı gibi, İlâhî kudretle yaratılan bu enerjilerin de o kudretin icraatına mâni olmaları düşünülemez.

Dipnotlar:

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Hubab.
(2) bk. Sözler, On Sekizinci Söz.
(3) bk. age., On Yedinci Söz'ün İkinci Makamı.
(4) bk. age., Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...