"Hem nasıl ki cevahir-i ferd üzerine esir zerratıyla bir kur'an-ı hikmet yazmak, semavat sayfaları üzerine yıldızlar ve güneşler mürekkebiyle bir Kur'an-ı ..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Hem nasıl ki cevâhir-i ferd üzerine esir zerreleriyle bir hikmet Kur’ân’ı yazmak, semâvat sayfaları üzerine yıldızlar ve güneşler mürekkebiyle bir Kur'ân-ı azîm yazmaktan cezalet itibarıyla daha aşağı değildir. Öyle de bir arı veya karınca, hilkatçe ağaçtan veya filden aşağı olmadığı gibi, bir çiçek dahi sanatça bir yıldızdan aşağı değildir. Ve hâkezâ, kıyas et..." (Lem'alar, 29. Lem'a, Üçüncü Bab Tercümesi.)
Gözle görünmeyen ve atomdan daha küçük olan esir denilen bir madde ile atomun küçük yüzüne Kur’an’ı yazmak ile yıldızlar ve güneşler büyüklüğündeki harfler ile sema sayfasına aynı Kur’an’ı yazmak arasında sanat ve haşmet noktasından hiç bir fark yoktur. Birisi çok küçük ve ince olduğu için, diğeri ise çok büyük ve haşmetli olduğu için kıymetlidir. Her iki yazı da sanatkârının azamet ve haşmetini ilan eder.
Bir harfin içine surenin tamamını incecik bir şekilde yazıp yerleştirmek, sureyi normal bir şekilde yazmaktan daha zor ve daha sanatlıdır. Bazı kıblegâhlarda Ya ve Sin harflerinin büyük ebatta yazıldıklarını ve bu iki büyük harfin içerisine Yasin suresinin tamamının yazıldığını görürüz. Üstat hazretleri bunu bir misal olarak veriyor. Bu misali çok şeye tatbik edebiliriz. Mesela, bir ağacın yazılması büyük harflerle Yasin yazmaya benzetilirse, onun bütün planının çekirdeğinde yazılması küçük harflerle Yasin yazmak gibidir.
Tabiat denilen bu muhteşem âlemdeki temel unsurların harf mesabesinde olan küçücük bir sineğin içinde de bulunmaları ve görev yapmaları Yasin suresinin “Yasin” harflerinin içine yazılmasından daha acayip, daha mucizevî ve daha harikadır.
Aynı bu misalde olduğu gibi arı, pire ve karınca gibi küçük mahlukların, sanat, haşmet ve kıymet noktasında ağaç, fil ve yıldızlardan hiçbir fark yoktur. Pirenin küçük ve ince midesini kim tanzim etmiş ise, aynı şekilde güneş sistemini de tanzim eden odur. Pirenin midesindeki ince ve latif sanat ile güneş sistemindeki büyük ve haşmetli sanat arasında sadece büyüklük farkı var; her iki sanat da sanatkârını büyüklüğünü ilan etme noktasından eşittirler. Hatta sanat bakımından küçükler büyüklerden daha sanatlı ve daha aciptir.
"Evet, acaib-i sanat ve garaib-i hilkat noktasında cüz'iyat külliyattan geri değil; çiçekler yıldızlardan aşağı değil; çekirdekler ağaçların mâdûnunda değil; belki çekirdekteki nakş-ı kader olan mânevî ağaç, bağdaki nesc-i kudret olan mücessem ağaçtan daha aciptir. Ve hilkat-i insaniye, hilkat-i âlemden daha aciptir. Nasıl ki bir cevher-i ferd üstünde, esir zerrâtıyla bir Kur'ân-ı hikmet yazılsa, semâvât yüzündeki yıldızlarla yazılan bir kur'ân-ı azametten kıymetçe daha ehemmiyetli olabilir. Öyle de çok küçük cüz'iyatlar var, mu'cizât-ı sanatça külliyattan üstündür." (Mektubat, 20. Mektup, İkinci Makam)
Şu muhteşem kâinattan bir meyve ağacını süzüp yaratmak bir kudret mucizesi olduğu gibi, o ağacın her bir meyvesine ağacın tamamının plan ve programını genetik şifreler halinde koymak da sonsuz bir ilim ve hikmet mucizesidir. Ve çekirdeklerde şifreler halinde yazılan manevi ağaç, cismanî ağaçtan daha acibdir.
“Ve hilkat-i insaniye, hilkat-i âlemden daha aciptir.”
İnsan kâinat ağacının meyvesi olmakla birlikte, insanda olan akıl, kalb, vicdan, hissiyat gibi latifeler kâinatta yoktur. Güneşler, aylar, yıldızlar Cenab-ı Hakk’ı kendi lisanlarıyla tesbih ederler. İnsan ise hem kendi varlığında hem de ona hizmet eden mahlûklarda tecelli eden esma ve sıfat-ı İlahiyeyi okuyacak, “kalem-i kudretin mektubâtı hükmünde olan mevcudât sayfalarını arz ve semâ yapraklarını mütâlâa edip, hayretkârâne tefekkür” edebilecek üstün bir istidada sahip kılınmıştır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü