"Mahiyeti harfiyedir; başkasının manasını gösterir. Rububiyeti hayaliyedir. Vücudu o kadar zayıf ve incedir ki, bizzat kendinde hiçbir şeye tahammül edemez..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hem onun mahiyeti harfiyedir; başkasının manasını gösterir. Rububiyeti hayaliyedir. Vücudu o kadar zayıf ve incedir ki, bizzat kendinde hiçbir şeye tahammül edemez ve yüklenemez. Belki, eşyanın derecat ve miktarlarını bildiren mizanülhararet ve mizanülhava gibi mizanlar nevinden bir mizandır ki, Vâcibü'l- Vücudun mutlak ve muhit ve hudutsuz sıfatını bildiren bir mizandır." (Sözler, Otuzuncu Söz, Birinci Maksat)

Daha önce ene için "rububiyetinin sıfat ve şuunatının hakikatlerini gösterecek, tanıttıracak, işarat ve numuneleri câmi’" ifadesi kullanılmıştı.

İnsan mahiyeti, her şeyiyle, Allah’ın sıfatlarının ve şuunatının hakikatlerini göstermekte, bildirmektedir. Biz bu her şeyden bir şeyi, mesela Allah’ın kudret sıfatını esas alarak açıklamalarımızı ona göre yapmaya çalışalım.

İnsanın mahiyetine konulan kudret sıfatı mahluktur, sınırlıdır. Bir harfin, kâtibini göstermesi gibi bu sıfat da ilahi kudreti gösterir. Kudretimiz olmasa kudret nedir bilmez ve Rabbimizi bu sıfatıyla tanıyamazdık. “Lâ havle velâ kuvvete illa billâh”, yani Allah'tan başka hiçbir şeyde hakiki manasıyla havl ve kuvvet yoktur. Bütün kuvvetler onun ihsanıdır. Yine güneş ve ayna misaline dönecek olursak, hiçbir aynada hakiki manada ışık yoktur, hepsinin ışığı Güneş'ten gelmektedir.

İnsanın kuvveti “o kadar zayıf ve incedir ki, bizzat kendinde hiçbir şeye tahammül edemez ve yüklenemez.” Bizzat, zatında demektir. Aynanın ışığı zatî olmadığı gibi insanın da kuvveti zatî değildir, arızîdir; ilahi kudretin bir tecellisidir.

İnsan bu aciz ve sınırlı kuvvetini ölçü alarak, Allah’ın kudretinin “mutlak ve muhit ve hudutsuz” olduğunu anlar.

İnsandaki diğer sıfatlar ve şuunat da aynı şekilde düşünülecektir. İlmi, iradesi, görmesi ve işitmesi de birer mizan vazifesi görürler ve Allah’ın sonsuz ilmini, mutlak iradesini, her şeyi ihata eden görmesini ve işitmesini bildirirler. Keza, insan ruhuna konulan merhamet duygusu Allah’ın rahmetinden haber verdiği gibi, gazabı da onun kahrını bildirir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 10.809
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Kullanıcı

Benlik bir bilinç, sahiplenme bilinci. Bazen kendine sahipler, bazen de Allaha yöneltir. Bu insana verilmiş mânevî bir mahluk, mahiyeti incecik. Sahiplenmeye yarıyor. Ya kendine, ya Allaha. İnsan da buna göre değer alıyor.

Benlik (Ene):

Tanım: İnsan fıtratına yerleştirilmiş, sahiplenme bilinci ve merkezî farkındalık noktasıdır.Duyguları yöneten bir merkez

Yaratılmıştır (mahluktur) ve çok ince, çok zarif bir mahiyeti vardır.

Varlıkla ilişki kurma biçimidir: “Bu benim!”, “Ben yaptım!”, “Benim duygum”, “Benim tercihim” gibi.

Ene’nin İki Yönü:

Yöneltildiği Yer Sonuç

Kendine (nefsine) Gurur, kibir, sahiplenme, şirk, benmerkezcilik

Allah’a (Hâlıkına) Tevhid, kulluk, acz ve fakr bilinci, ubudiyet

KALBEN DÜNYAYI TERK ETMEK VE ENE

"dünyayı kalben terk etmek" ifadesi ene (benlik) ile doğrudan ilgilidir. Çünkü bu terk ediş, maddî dünyadan vazgeçmek değil, ene’nin sahiplenme iddiasından vazgeçmesi, yani benlik duygusunun yönünü değiştirmesidir.

Ne demek “dünyayı kalben terk etmek”? 

Malı, mülkü, eşyayı sahiplenme duygusuyla değil, emanet duygusuyla kullanmak demektir.

Kalpten terk etmek, ene’nin “benimdir” dediği şeyleri “Allah’ındır” diyerek bırakmasıdır.

BENLİK VE AKIL İLİŞKİSİ

Benlik (ene) ile akıl arasında benzerlikler olsa da, aslında farklı ve tamamlayıcı iki fıtrî cihazdır. Gel, aradaki benzerlikleri ve farkları birlikte inceleyelim:

Benzer Yönleri (Benlik ile Akıl):

Ortak Özellik Açıklama

İkisi de fıtrî cihazdır İnsan doğasında yaratılmıştır, sonradan öğrenilmez, verilmiştir.

Her ikisi de bilinçle ilgilidir Akıl düşünür, ene sahiplenir; ikisi de bilinçli yönelişler sağlar.

Sorumluluğun temelidir İkisi olmadan teklif (sorumluluk, iman, ibadet) mümkün olmaz.

Doğru kullanılırsa Allah’a götürür Akıl delil bulur, ene teslim olur. İkisi de kulluğa hizmet edebilir.

Farklı Yönleri:

Özellik Benlik (Ene) Akıl

Birlikte Nasıl Çalışırlar?

Akıl düşünür: “Bu kâinatın bir düzeni var, bir Yaratıcısı olmalı.”

Ene sahiplenir: “Ben bu Yaratıcı’ya aitim. Acizim. Kulum.”

Akıl tanır, ene teslim olur.

Akıl ispat eder, ene iman eder.

Akıl “neden” der, ene “ben kimim?” diye sorar.

Sonuç:Benlik (ene), akıl gibi bir fıtrî cihazdır ama işlevi farklıdır.

Akıl anlamaya, ene ise sahiplenmeye yarar.

İkisi birlikte kullanılırsa, insanı Allah’a götürür.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...