"Hem şükrün envâı var. O nevilerin en câmii ve fihriste-i umumiyesi, namazdır." cümlelerini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Namazın her çeşit şükrü içine almasını iki şekilde anlayabiliriz. Birisi, insanın ömür sermayesi ve kuvveti ile Allah’ın sayısız ihsan ve ikramlarına karşı tam mânası ile karşılık vermesi ve şükürde bulunması imkânsızdır. İnsan, değil bütün nimetleri, binlerce sene ibadet etse iki gözün şükrünü eda edemez, karşılığını ödeyemez.

Ama Allah kerem ve şefkatinden insana diyor ki, "Siz benim emrettiğim beş vakit namazı kılın, ben de bütün nimetlerime ve ihsanlarıma şükür etmiş gibi sizden kabul edeyim, namaz sayesinde sizi hakiki şükredenler sınıfından sayayım." Elbette insanın böyle ulvi bir ibadeti yapmaması ve alâkasız kalması akıl kârı olamaz.

Bizim gibi fani insanların davetine büyük bir heyecanla iştirak eden ve onu büyük bir iftihar vesilesi olarak gören bir insanın, Ezel ve Ebed Sultanı olan Zat-ı Zülcelâl Hazretleri’nin günde beş defa manevî huzuruna yapmış olduğu o ulvi davete büyük bir iştiyakla icabet etmesi gerekmez mi?

Bu kudsî davete icabet etmeyenler bütün kâinatın Halık’ı olan Zât-ı Celîl-i Zülcemâl ve Mâbud-u Cemîl-i Zülcelâl’in davetini reddetmiş olmuyorlar mı? Peygamber Efendimiz (sav.) en ulvi bir ibadet olan namaz için, “Gözümün nuru” diye buyurmuş, sadece farz namazlarla iktifa etmemiş, başta kendisine farz olan teheccüd namazı olmak üzere her vesileyle nafile namaz kılarak bu ibadeti devamlı artırmıştır.

Hz. Âişe (RA) validemiz şöyle anlatıyor: “Hz. Peygamber (sav.) geceleri ayakları şişinceye kadar namaz kılardı. Ona; “Ey Allah’ın Rasulü! Neden kendini bu kadar yoruyorsun? Halbuki Allah senin geçmiş ve gelecek hatalarını affetmiştir.” dedim. Bana şu cevabı verdi: “Ya Âişe! Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?”

Kâinatın en mükemmel meyvesi olan insanın yaratılış gayesi ve en mühim vazifesi başta namaz olmak üzere diğer ibadetlerdir. Yüce Allah, en mükemmel bir mahiyette yarattığı insana, bütün kâinatı hizmetkâr yapmış; şuur, idrak ve konuşma kabiliyetini ihtiva eden en büyük hayat mertebesini ona bahşetmiştir. Bütün bunlar binlerce şükür gerektirmez mi?

Yüce Allah’ın imandan sonra en büyük bir ihsanı namazdır. Allah’ı tazim, tesbih, zikir ve hamd etmenin en güzel yolu, ibadetlerin en mukaddesi, şükrün en camiî ve kurbiyete mazhar olmanın en güzel vasıtası namazdır.

“Namazın mânâsı Cenab-ı Hakk’ı tesbih ve ta’zim ve şükürdür.” (Sözler, 9. Söz)

Namaz; “Bu misafirhane-i dünyada, aciz ve fakir kalbine kût ve gıda ve elbette bir menzilin olan kabrinde gıda ve ziya ve herhalde mahkemen olan Mahşer’de senet ve berat ve ister istemez üstünden geçilecek Sırat Köprüsü’nde nur ve Burak”tır.(Sözler, 21. Söz)

Namaz Allah’ın sayısız nimetlerine teşekkür etmek için bir fırsattır, bunu kaçırmak ise büyük bir zarardır. Bu yüzden insan namazı büyük bir fırsat bilmeli bu fırsatı çok iyi değerlendirmelidir.

İkincisi, namaz bütün ibadetlerin özü ve hulasası gibidir. Namazın her bir hareketinde küllî mânalar gizlenmiştir. Bu yönü ile namaz her türlü nimetlere bir remiz gönderip onları takdir ve tahsin eden çok küllî bir şükürdür.

Mesela ellerimizi kaldırıp tekbir almak, iki elimizle iki dünyamızı da arkaya atarak sırf Allah için namaza durmak, demektir.

Bir mü’min namazda Kâbe’ye yönelmekle manen hacca gitmiş, bir şey yiyip içmediği için bir nevi oruç tutmuş, elbisesi yıprandığı için zekât vermiş oluyor.

“Nasıl ki insan, şu âlem-i kebirin bir misal-i musağğarıdır ve Fatiha-i Şerife, şu Kur’an-ı Azîmüşşan’ın bir timsal-i münevveridir. Namaz dahi bütün ibâdâtın enva’ını şamil bir fihriste-i nuraniyedir ve bütün esnaf-ı mahlûkatın elvan-ı ibadetlerine işaret eden bir harita-i kudsiyedir.” (9. Söz)

Kıyamda durmakla ağaçların, dağların, sürekli ayakta ibadet eden meleklerin ibadetlerini temsil ediyoruz.

Rükûda; deve, keçi, koyun gibi hayvanların, sürekli rükûda olan meleklerin ibadetlerini temsil ediyoruz.

Secdede ise devamlı secde halinde olan meleklerin, bütün nebatatların, sürüngen hayvanların ibadetlerini temsil ediyoruz.

Ayrıca namaz kılarken bütün vücudumuza ve her bir uzvumuza da ibadet ettirmiş oluyoruz.

Tahiyyatta ise; bütün mevcudatın ibadetlerini kendi hesabımıza Allah’a takdim ediyoruz. Sonunda da sağa ve sola selam vermekle bütün kâinata selam vermiş oluyoruz. Böylece onların ibadetleri bizim defterimize yazılıyor. Bundan daha azim bir mükâfat ve daha büyük bir ibadet olabilir mi?

Teşehhüdde “Ettehiyyatu” duasını okumakla da mümtaz şahsiyetlerin, kâmil insanların, salih kulların, bütün ağaçların, hayvanların, tohumların, çekirdeklerin, zikir ve tesbihlerini onların namına Yüce Allah’a takdim eder. Böylece onların ibadetleri o mü’minin defterine yazılır.

Üstad Hazretleri her namaz vaktinin büyük bir inkılab ve Yüce Allah’ın büyük tasarruflarının bir aynası olduğunu şöyle ifade etmektedir:

“Evet, her bir namazın vakti, mühim bir inkılâb başı olduğu gibi, azîm bir tasarruf-u ilâhînin âyinesi” (9. Söz)

Sabah namazı; insanın dünyaya gelişini, mevsimlerden ilkbaharı ve güneşin doğuşunu hatırlatır.

Öğle namazı; insanın gençliğini, yaz mevsimini ve güneşin tam kemalini ifade eder. İkindi namazı; insanın ihtiyarlığını, güz mevsimini ve güneşin zevale yaklaşmasını akla getirir.

Akşam namazı; insanın vefatını, güneşin batmasını ve mevsimlerden de sonbaharı andırır.

Yatsı namazı ise; insanın kendisini hatırlayıp bir Fatiha okuyacak kimsesinin dahi olmadığını, yani unutulduğunu, gündüzden hiçbir eser kalmadığını, mevsimin de artık kış olduğunu ihtar eder. Geceyi götürüp gündüzü getirmek Allah’ın kudret ve iradesiyledir. Öyle ise bu nimet için O’na bir teşekkür lazımdır ki, o da ancak sabah namazını kılmakla olur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...