“Hem tesadüm-ü efkârdan ve tehalüf-ü ukulden hakikat tamamıyla tezahür eder.” cümlesini açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Fikirlerin çarpışmasından ve akılların farklı düşünmesinden, hakikatler istifade edip gün yüzüne çıkar. Şayet fikirler ve akıllar çarpışmayıp yeknesak ve tekdüze bir vaziyet alsa, hakikatler manalar aleminde gizli kalıp gün yüzüne çıkamazlardı. Bu sebeple insanların akilleri (akıllıları) müspet bir şekilde fikri bir çarpışma ve münazaranın içinde olması gerekiyor. Zira, bir tek kişi, tek aklı ile bütün hakikatleri tam manası ile ihata edip insanlığın nazarına takdim edemez. Takdim etmek için farklı nazarlara, hatta o nazarlarla çarpışmaya ve ihtilafa muhtaçtır. Fikri çarpışma böyle müspet ve hakka hizmet ediyor ise güzeldir.

Lakin bir de fikri çarpışmanın menfi olanı vardır ki, Peygamber Efendimiz (asm) bu tarz fikri ihtilaf ve çarpışmaları men etmiştir. Üstad Hazretleri cevap kısmında bu hakikati izah ediyor, şöyle ki:

"Üçüncü suale deriz ki: Hak namına, hakikat hesabına olan tesadüm-ü efkâr ise, maksatta ve esasta ittifakla beraber, vesâilde ihtilâf eder. Hakikatin her köşesini izhar edip hakka ve hakikate hizmet eder."(1)

Buraya kadar olan kısmı, bizim yukarıda izah ettiğimiz kısma işaret ediyor. İhtilaf ve çarpışma maksatta ve esasta değil, maksada ve esasa hizmet eden vesile ve metotlardadır diyerek, fikri ihtilafın temel esasını belirliyor.

Mesela, İmam Azam’ın fıkıhtaki içtihat metodu ile İmam Şafi (ra)’in içtihat metodu farklıdır, ama her ikisi de İslam’ın esası olan iman ve ibadet olgusuna hizmet etmişler. Maksatları aynı, ama maksada hizmet ettikleri vesileleri biribirinden farklı ve bazen biribirine muhaliftir.

"Fakat tarafgirâne ve garazkârâne, firavunlaşmış nefs-i emmâre hesabına hodfuruşluk, şöhretperverâne bir tarzdaki tesadüm-ü efkârdan bârika-i hakikat değil, belki fitne ateşleri çıkıyor. Çünkü, maksatta ittifak lâzım gelirken, öylelerin efkârının küre-i arzda dahi nokta-i telâkîsi bulunmaz. Hak namına olmadığı için, nihayetsiz müfritâne gider, kabil-i iltiyam olmayan inşikaklara sebebiyet verir. Hal-i âlem buna şahittir."(2)

İkinci kısım ihtilaf ve çarpışma ise, menfi olanıdır. Yani burada çarpışanların maksadı İslam’a ve onun esasına hizmet etmek değil, kendi ego ve hissiyatını tatmin etmektir. Böyle bir niyetle yapılan fikri çarpışmadan ve ihtilaftan hakikatler değil, fitne ve fesatlar zuhur eder.

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Yirmi İkinci Mektup

(2) bk. a.g.e.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

karolin
Peki bir münazarada iki taraf da haksızsa nasıl mukabelede bulunmalı.Mesela ateistle budistin din hakkındaki tartışması gibi.biri putperestliği savunuyor,diğeri dinsizliği.Biz de oradaysak ne yapmalıyız?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Bizde hakkı savunarak münazara müdahil olmalıyız.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...