Allah'ın Kadir ismi her şeyi bir anda yaratırken, Hakîm ismi tedricî bir yaratmayı meydana getiriyor. Esmanın birbirini tahdit konusunu “ibda ve inşa” ile izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah, bu dünyayı imtihan ve tecrübe için yaratmış ve ona göre tanzim etmiştir. Aynı zamanda Allah kendini tanıtmak, isim ve sıfatlarını izhar edip sergilemeği murat etmiştir. İnsan bu dünyaya hem fıtratına konulan kabiliyetlerin inkişaf etmesi hem de Allah’ın isim ve sıfatlarını talim etmek için gönderilmiştir.

Kabiliyetlerin inkişafı, Allah’ın isim ve sıfatlarının talimi, ancak zaman içinde olur. Bu yüzden, Allah her şeyi, tedrici olarak sebeplerin vasıtası ile zaman içinde gayet hikmetli bir şekilde tertip ile yaratıyor.

Allah mahlûkatı ibda ve inşa olmak üzere iki şekilde yaratmaktadır.

İbda; eşyayı ve mevcudatı def’î ve anî bir şekilde sebepsiz, müddetsiz ve benzersiz olarak yoktan var etmektir. Bu tarz yaratma daha çok eşyanın ilk olarak yoktan var edilmesidir. Ya da eşyaya kaynaklık eden temel maddelerin yoktan ihdasıdır. Bütün ruhlar ve melekler de ibda ile yaratılmışlardır.

Allah’ın ibda tarzında yaratması iki şekilde tecelli eder:

Birisi, mevcudatın ilk yaratılması, yani yokluktan varlık sahasına çıkması şeklindedir.

İkincisi ise, mevcut eşya ile yeni varlıkları yaratmasıdır.

Bahar mevsiminde yaratılan her şey bir önceki bahar mevsiminde yaratılan şeylerin ne aynısı ne de gayrısıdır. Bu baharda bütün bitkiler hiçten, yoktan ve yeniden yaratılıyor. Bu ise baharda ibda ile yaratmanın başka bir tezahürüdür. Bu yazda yaratılan bütün meyve ve sebzeler, geçen baharda ve yazda yaratılanların aynı değildir. Burada misliyet vardır, ayniyet yoktur. Yani her iki baharda yaratılan elma birbirine benziyor, ama asla aynı değildir. Her baharda icat edilen bitkiler, sinekler ve birçok canlı, hiçten ve yoktan yaratılıyor.

Allah’ın şu an ibda ile yaratma tarzı belki esas maddeleri yoktan var etme olarak tecelli etmiyor olabilir, ama var olan esas maddelerden bir şeyi inşa ederken ibda ile yaratması devam ediyor. Mesela dedemiz ile bizim vücudumuzda çalışan zerreler yoktan var edilerek yapılmayabilir. Mevcut zerreler ile bir terkip şeklinde yapılıyorlar, ama dedemiz ile aramızdaki farklı hususiyetler, vasıflar ve şekiller hepsi terkip sureti ile değil, ibda şeklinde, yani yoktan var edilerek yapılıyorlar.

İnşa ise; eşyanın ve mevcudatın zaman ve müddet içinde sebeplerin eli ile yaratılmasıdır. Bu tarz yaratmada talim ve terbiye esastır. Topraktan bitkilerin, ağaçlardan meyvelerin yaratılması inşadır. Kâinatta en çok görülen yaratma şekli inşadır. Her bahar mevsiminde bunun milyonlarca misalini görüyoruz.

Allah bu inşa tarzı yaratmasında birçok unvan ve isimlerini insanlara göstermek ve izhar etmek istiyor. Bu yüzden anî ve def’î değil, tedricen yapıyor. Şöyle ki:

Çekirdek içerisine ağacın bütün programını yerleştirmek ayrı bir san’attır ve bir ilim mucizesidir.

O çekirdeği açmak ayrı bir İlâhî fiildir ve Fettah isminin tecellisiyle meydana gelir.

Açılan bu çekirdeğin yeryüzüne çıkarılması, fidan olması, ağaç olması ve sonunda ondan yaprakların, çiçeklerin, meyvelerin çıkması, o meyvelere renkler, şekiller giydirilmesi, içlerine rızık maddelerinin yerleştirilmesi ve her meyvenin bütün çekirdeklerine ağacının plan ve programının yerleştirilmesi birbirinden farklı işlerdir. Ve bunların her biri ayrı bir ismin veya isimlerin tecellisiyle meydana gelir. Eğer bir meyve, içindeki çekirdekleriyle birlikte hiçbir sebep istimal edilmeksizin doğrudan yaratılsaydı, yukarıda bir kısmını saydığımız bu fiiller icra edilmeyecek ve onlara taalluk eden isimler de tecelli etmeyeceklerdi.

Allah dünya hayatını imtihan ve tecrübe için tanzim etmiştir. İnsan bu dünyaya hem fıtratına konulan kabiliyetlerin inkişaf etmesi hem de Allah’ın isim ve sıfatlarını talim etmek için gönderilmiştir. Bu kabiliyetlerin inkişaf etmesi ve Allah’ın isim ve sıfatlarının talim edilmesi ancak zaman ve müddet ile olur. Bu yüzden Allah, dünyada çoğu eşyayı tedricî olarak ve sebepler vasıtası ile zaman içinde sıra ile yaratıyor.

Bu konuda bir hikmet dersi:

"Birincisi: Hiç bir cihetle serseri tesadüfe ve kör kuvvete ve şuursuz tabiata havalesi mümkün olmayan, hiçten hakîmâne icad ve san'atperverâne ibdâ ve ihtiyarkârâne ve alîmâne halk ve inşa ve yirmi cihetle ilim ve hikmet ve iradenin cilvesini gösteren ruhlandırmak ve ihyâ etmek hakikatidir ki, zîruhlar adedince şahitleri bulunan bir burhan-ı bâhir olarak, Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun vücub-u vücuduna ve sıfât-ı seb'asına ve vahdetine şehadet eder." (Şualar, Yedinci Şua)

- "İbda" ve "İnşa" ne demektir?

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Adem68474

Kâinat daire-i ilimden daire-i kudrete geçerken, Cenab-ı Hak her an bir kâinatı yeniden yaratıyor gibi bir mâna anlaşılıyor, doğru mu? Bundan hâsıl olan "zaman" mefhumuna ruhlar da dâhil midir?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Üstad Hazretleri şöyle buyuruyor:

“Levh-i Mahv-İsbat ise, sabit ve daim olan Levh-i Mahfuz-u A’zam’ın daire-i mümkinatta, yani mevt ve hayata, vücud ve fenaya daima mazhar olan eşyada mütebeddil bir defteri ve yazar-bozar bir tahtasıdır ki, hakikat-ı zaman odur.” (Sözler, Otuzuncu Söz)

Cenab-ı Hak, ilmindeki mânalardan bir kısmını zamanın sayfasında yazmakta, daha sonra ölüm kanunuyla bunları silip yenilerini göstermektedir.

Eşyanın Allah’ın ilmindeki halinde zaman söz konusu değildir; ezel-ebed beraberdir. Bunların vücuda gelmeleri belli bir tertip ve sıra iledir, böylece zaman ortaya çıkmaktadır.

Ezbere bildiğimiz bir şiirin başı ve sonu ilmimizde beraberce bulunur. Ama bunu söylemeye veya yazmaya başladığımızda belli bir sıra ortaya çıkar.

Bir insanın ömrü boyunca geçireceği devreler, nutfede mevcuttur; ama Kitab-ı Mübin dediğimiz bu âlemde daha geniş ve tafsilatlı görüntüler var. Ayrıca Levh-i Mahv ve İsbat dediğimiz levhada, şartların yerine gelip gelmediği de kontrol edilmektedir; yani bir adamın başına gelecek şeylerin tayin ve tespiti Levh-i Mahv ve İsbat'ta tahakkuk eder.

İlm-i İlâhî'nin değişmesi muhaldir. Ezelden ebede kadar olmuş ve olacak bütün hâdiseler gibi, atâ kanununun tatbikatı da o ilmin şümûlündedir. Bu kader değişmez. Değişiklikler sabit ve derin olan Levh-i Mahfûz'un daire-i mümkinatta bir defteri ve yazar-bozar tahtası hükmündeki Levh-i Mahv ve isbat'ta olmaktadır. Önce takdir edilen nice cezalar, daha sonra tevbe vesilesiyle ve atâ kanunu ile afvedilmekte, Levh-i Mahv ve İsbat'tan silinmekte ve kaza edilmemektedir. Nitekim bir âyet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır:

"Allah dilediği şeyi mahveder ve dilediğini isbat eder. Nezdinde kitabın aslı olan Levh-i Mahfuz vardır."(Ra'd Suresi, 13/39)

Üstad Hazretleri, zamanın hakikati, Levh-i Mahv ve İsbat'tır, diyor. Yani, zaman ve mekân denilen şey, eşyanın gayb âleminden, yani Allah’ın ezelî ilminden çıkıp, şehadet ve varlık âlemine girip, orada görünüp vazifesini bitirdikten sonra, zahirî cisimlerini bırakıp, tekrar Allah’ın ilmine gitmesinden ibarettir.

Bu tarifin içinde mekân da vardır. Zira mekân, zaman nehrinin içinde akıp giden bir su gibidir.

Mekân, kelime olarak yer, mesken, mahal mânalarına geliyor. Mekân; 'İnsanı ihata eden, emellerini sürdürmesine ve işlerini yapmasına müsait ' alabildiğine geniş ama sınırlı olan mahal ve yer demektir. Mekân, zamanın içindedir ve birbirlerini tamamlayan iki temel varlıktır. Diğer bütün mahlûklar bu iki temel içinde varlık kazanırlar.

Zaman ve mekân, Allah’ın kudreti ile ayakta duran ve sürekli olarak icraat yapılan mahaldir. Allah’tan başka her şey, ruh da dâhil, zaman ve mekânın içindedir.

Zaman, varlığın zahiri, mekân ise batınıdır. Bir karpuzun dışı yani kabuğu zaman ise, onun çekirdekleri mekândır ve cisimlerdir denilebilir. Mekân sadece bu maddî âleme münhasır bir âlem değil, cennet ve cehennemi de içine alan geniş mefhumdur. Zamanın gittiği her yere o da gider.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...