"İ’lem eyyühe’l-aziz! Görüyoruz ki, Sâni-i Hakîm, kemâl-i hikmetiyle, pek âdi şeylerden pek harika, mu’cize-i mensucat yapıyor..." devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah, Sâni-i Hakîm’dir, her işi sonsuz hikmetlidir. Bunun en açık bir delili de “pek âdi şeylerden pek harika mu’cize-i mensucat” yapmasıdır. Buna örnek olmak üzere Sözler’de şöyle buyrulur:

“... nutfe suyundan ve hem içilen basit bir sudan, hesapsız âzâ ve cihâzât-ı hayvaniyeyi yapar.”(1)

Allah, her şeyi hikmetle yaptığı gibi hiçbir işinde de israf görülmez. Aksine, her bir şeye çok vazifeler yükler. Buna örnek olmak üzere de insan beyni ve dili örnek olarak verilmiştir. Bir tek beyinle sayılamayacak kadar çok faaliyet yönetilir ve yine bir tek dil ile yine sayılamayacak kadar çok yiyeceğin tadına bakılır.

Bu büyük hakikatler bizi çok önemli bir hakikate ulaştırmak için zikredilmiştir. O hakikat de şudur:

Bu dünyada sergilenen bu sayısız ve mükemmel faaliyetlerle “pek çok mensucât-ı gaybiye ve uhreviye yapılmaktadır.”

Canlı-cansız her şey, kendi mahiyetine uygun bir şekilde Allah’ı hamd ile tesbih etmektedirler. Ayet-i kerime ile sabit olan bu tesbihler ve hamdler birer “mensucât-ı gaybiyedir,” yani bu görünen âlemde, görünmeyen çok şeyler dokunmaktadır. Bu gaybi dokumalar yine birer gayb âlemi olan levh-i mahfuzda yazılmakta, misâl âleminde temsil edilmektedir. Yine bu gaybî dokumalar, bize göre gayb sayılan melekler âleminin temaşasına arz edilmektedir.

Öte yandan, bütün bu faaliyetlerle bu dünya ahirete doğru yol almaktadır ve meyveleri o alemde sergilenecektir.

Eğer bu gaybî mensucat olmasa ve dünya ahiret hesabına çalışmasa, onda sergilenen bu hikmetli ve mucize eserlere ve yine onda hükmeden israfsızlık ve iktisat hakikatine bir mana verilemez. Zira, ahiret olmasa her şey hikmetsiz ve yine her şey israf edilmiş olur.

Dersin devamında, bütün âlemlerde hükmeden bu hakikatlerin kâinatın fihristesi olan insanda da hükmettiğine dikkat çekilir.

İnsanda da sürekli bir faaliyetle devamlı olarak maddi ve manevi mensucat sergilenmektedir. Yediğimiz gıdalardan et, deri, kemik, saç, kan gibi çok farklı şeyler dokunurken, ruh âlemimizde de cennet yahut cehennemi netice verecek sevaplar ve günahlar dokunmaktadır.

"İ’lem eyyühe’l-aziz! Görüyoruz ki, Sâni-i Hakîm, kemâl-i hikmetiyle, pek âdi şeylerden pek harika, mu’cize-i mensucat yapıyor. Ve keza, abesiyet ve israfa mahal bırakılmamak üzere, bir ferdi envâen vazifelerle tavzif ediyor. Hattâ, insanın başında, insanın muvazzaf olduğu vazifeleri görmek için her vazifeye göre birer tırnak kadar maddî bir şeyin bulunması icab etseydi, bir başın Cebel-i Tûr büyüklüğünde olması lâzım gelirdi ki, ashab-ı vezâife yer olsun. Ve keza, lisan sair vezâifiyle beraber, erzak hazinesine ve kudretin matbahında pişirilen bütün taamlara müfettiştir. Ve bütün taamların tatlarını yakîn eden, bilen bir ehl-i vukuftur..."(2)

Bu paragrafı kısaca şu şekilde özetleyebiliriz:

Allah kainatta icraatında, gereksiz ve uzun yollarla değil, en kısa ve en gerekli yollarla iş yapmaktadır. Bu yüzden kainatta her şey gayet güzel ve gayet hikmetlidir.

Her vazifeye bir aza yaratmak yerine bir azaya sayısız vazifeler takmıştır. Mesela, insan vücudundaki karaciğerin dört yüz ayrı vazifesinin bulunduğu ifade ediliyor. Şayet insan vücuduna bir karaciğer yerine her vazife için ayrı bir organ takılmış olsa idi, diğer vazifelerde işin içine katılırsa, insan vücudu bir dağ büyüklüğünde olurdu. Ama Allah hikmeti gereği en kısa ve en kestirme yollarla iş görmeyi âdet edindiği için, bir azaya dört yüz vazifeyi gördürüyor.

Bu aynı zamanda bir mucize oluyor. Çünkü karaciğer gibi bir yağ ve et yığınının bunca vazifeyi kendi başına ifa edip işin içinden çıkması mümkün değildir. Beyin, kalp ve diğer azalar da hakeza bunun gibidir. Allah yağ ve et gibi adi vesileler ile harika işler sergiliyor ve insanların bundan ibret almasını istiyor.

Yine bir ağaç ile on bin meyve vermek yerine her bir meyve için bir ağaç gerekmiş olsa idi yer gök ağaçtan geçilmezdi. Mesela, bir çiftçi iki üç bin elmayı bir tek elma ağacından alıyor, şayet her elma için bir ağaç gerekmiş olsa idi iki bin elma için iki bin ağaç dikmesi gerekecekti. Bunu diğer meyveler içinde düşünürsek, o zaman yeryüzü ağaçtan geçilmez, insanlara yaşam alanı kalmazdı...

İnsanın ağzındaki küçük bir dil, yeryüzündeki bütün yiyecek ve içecekleri tadıp tartabiliyor. Tersi olsa idi, yani her bir lezzet için ayrı bir dil gerekmiş olsa idi, mesela elma için ayrı bir dil muz için ayrı bir dil vs... O zaman insanın ağzının Ağrı dağı kadar olması gerekirdi. Allah hem basit ve adi hem de tek bir dil ile bütün lezzetleri tattırıyor. Bu bir mucize değil de nedir acaba?

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam.
(2) bk. Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...