"İ’lem eyyühe’l-aziz! Senin şuur ve ilminin sana taallûku, ahval ve levâzımât-ı ihtiyâcâtın nisbetindedir..." Devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem Eyyühe’l-Azîz! Senin şuur ve ilminin sana taallûku, ahvâl ve levâzımat-ı ihtiyacâtın nisbetindedir. Çünkü sebep ile müsebbep, kuvvet ile amel arasında münâsebet lâzımdır. Fazla, noksan olmamalıdır. Senin sana olan şuur ve ilminin nisbeti, Hâlık’ın sana olan nazar ve ilmine nisbetle bir kıl gibidir. Binaenaleyh pek cüz'î olan ilim ve şuurunla, Şems-i Ezelînin ilim ve nazarına mukabele etmekle gündüz ortasında güneşin altında, güneşin ziyasıyla mübârezeye çıkan ateş böceği gibi olma!"(1)

Bir buğday başağı ve ona analık etmiş bulunan ince sap. O sap bir sebeptir, başak müsebbebdir ve ikisi arasında tam bir münasebet vardır. O ince sapa elma yahut narı takamazsınız. Onun kuvveti bu işi görmeye yetmez.

Bizim şuur ve ilmimizin bize taalluku çok cüz’îdir. Biz sadece biliriz ki, göz görmeye yarar, ayak yürümeye, el ise tutmaya. Belli âzalarımızın vazifelerini bilir, onlardan bu sahalarda faydalanırız. Ama vücûdumuzda vazife yapan yüz trilyona yakın hücreden haberimiz olmaz, onların bütün faaliyetlerini her an izleme gibi bir gücümüz yoktur. Kılcal damarlarımızın ekvatoru iki buçuk defa saracak kadar uzun olduğunu duyduğumuzda hayretler içinde kalırız. Hücre taşlarıyla inşa edilen içimizdeki muhteşem yapıların, mesela kalbin, böbreğin, karaciğerin, safra kesesinin çalışmalarından habersiziz. Bunların hepsi bizim ilmimiz ve irademiz dışında vazife yaparlar. Bu konuda en fazla bilgi sahibi olan doktorlarımız bile bu bilgilerini ancak kendilerine bir şey sorulduğunda ortaya koyarlar. Onların da bütün işleri, o bilgilerine rağmen, onların bilgisi dışında görülür.

Üstadımızın “dört kelime ile dört kelam” meselesini hatırlayalım. Kelamlardan birincisi “Ben kendime malik değilim” idi. Biz kendimize malik değiliz, her şeyimiz emanet. Her ihtiyacımız ilâhî ilimle biliniyor ve yine her işimiz aynı irade ve kudretle görülüyor. Bizim kendimizdeki tasarrufumuz Allah’ın bizdeki icraatları yanında bir kıl kadardır.

O halde, bunun şuurunda olmamız, sebeplere teşebbüsün ötesinde bir güce sahip olmadığımızı bilmemiz, her işimizde Allah’a tevekkül etmemiz ve bütün hayırları O’ndan beklememiz gerekir. Aksi yolda gidenler, yani kendilerini kendilerine malik vehmedenler; “gündüz ortasında güneşin altında, güneşin ziyasıyla mübârezeye çıkan ateş böceği gibi” olurlar.

Dipnotlar:

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Zeylü'l-Habbe.
(2) bk. Mesnevi-i Nuriye, Katre.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...