İmtisal sırrıyla alâkalı misal çok güzel. Ancak, imtisalin kelime manası itibariyle misalle münasebetini tam kuramıyoruz? Muvazene sırrının haşirle ilgisini açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İmtisal sırrı, Yirmi Dokuzuncu Söz'de "İtaat" sırrı olarak geçer ve orada da aynı misal verilir:

“Bir kumandan, 'Arş' emri ile bir neferi tahrik ettiği gibi, aynı emir ile bir orduyu tahrik eder.”

Temsilden hakikate geçiş de yine aynı Söz’de şöyle açıklanır:

“İşte bütün kâinatın 'Kün' emrine itaatı, bir tek nefer hükmünde olan bir zerrenin itaatı gibidir.”

“Emr-i Künfeyekün”; “Allah’ın yaratmayı dilediği şeye, 'Kün!” yani 'Ol!' diye emretmesi ve böylece onun varlık sahasına çıkması” demektir.

Tefsir-i Kebir sahibi Fahreddin-i Râzi Hazretleri “ol” emri hakkındaki değişik tevilleri sıralar ve en kuvvetli tevil olarak şunu kaydeder:

“Cenâb-ı Hakk’ın 'Ol!' demesinden maksat, eşyanın yaratılmasında İlâhî kudretin süratle nüfuz ettiğini göstermektir. Bir de bu, Hak Teâlâ'nın eşyayı düşünmeksizin, denemeksizin yarattığını gösterir.”

Yeniden diriltme hâdisesinde, “ol” emri, ruhlara “Cesetlerinizi giyin.” şeklinde verilmiş olacaktır. Ruhlar zaten ölmüş değillerdir. Dirilme dediğimiz hâdise, cesetlerin âhiret âlemine münasip şekilde yeniden yaratılmalarıdır.

Bu dünya hikmet dünyası olduğundan, dünyamız altı devrede yaratıldığı gibi, bir çocuk da ana rahminde dokuz ayda yaratılıyor.

Âhiret ise kudret dünyasıdır, orada her şey anında yaratılacaktır. Cennette ebediyen icra edilecek olan bu kanunun, tabiri caizse, ilk icrası ruhların bir anda ceset libasların giymiş olarak mahşer meydanına çkmaları şeklinde icra edilecektir.

Not: Yedinci Söz’le ilgili sorulara verilen cevaplarda “Ol! Emri” başlıklı bir okuma parçası sunulmuştur. Geniş bilgi için o parçaya bakılabilir.

Sorunun ikinci şıkkında, muvazene sırrıyla haşir arasındaki ilgi soruluyordu. Muvazene kelimesi “imkân”ın tarifiyle ilgilidir. İmkân, “iki tarafı müsavi olan, yani yokluğu ile varlığı eşit olan” şeklinde tarif ediliyor. Allah’ın varlığı zatındandır, olması vaciptir, olmaması muhaldir; ezelîdir ve ebedîdir. Mahlukatın ise varlıkları mümkindir, varlıkları zatlarından değildir, yoklukta kalmaları ile varlık sahasına geçmeleri müsavidir. Vacip olan Allah’ın iradesiyle bu mümkinler var edilirler. Yani, İlâhî irade ile varlık kefesi ağır basar ve yokluk ortadan kalkar.

Dünya gibi ahiret de mümkin sınıfına girer. Onun da olması ile olmaması müsavidir. Cenâb-ı Hak, ahiretin varlığını irade ettiği için varlığı yokluğuna galip gelmiş ve ahiret yaratılmıştır.

Bir çiçekle bir bahar, bir insanla bütün insanlar, bir atomla bir sistem, bir cevizle bir Güneş “mümkin” olmakta müsavidirler. Yani hepsi aynı derecede mümkindirler. Hepsi vacip olmaktan aynı derecede uzaktırlar. Vacip olan Allah’ın irade ve kudretinin taallukunda da bu mümkinler arasında hiçbir fark yoktur. Dilediğinde hepsini aynı kolaylıkla varlık sahasına çıkarabilir.

O halde haşirde “Bir insanın yaratılması ile bütün insanların yaratılması arasında hiçbir fark yoktur.” Bütün insanları bir fert kolaylığında yaratacak ve mahşer meydanına toplayacaktır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...