"İnsanda cisimden başka nasıl akıl, kalb, ruh, hayal, hafıza gibi mânevî vücutlar da var. Elbette, insan-ı ekber olan âlemde ve şu insan meyvesinin şeceresi olan kâinatta, âlem-i cismaniyetten başka âlemler var." İnsan ile âlem kıyasıyla izahı nasıldır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İnsanda cisimden başka nasıl akıl, kalb, ruh, hayal, hafıza gibi mânevî vücutlar da var. Elbette, insan-ı ekber olan âlemde ve şu insan meyvesinin şeceresi olan kâinatta, âlem-i cismaniyetten başka âlemler var. Hem âlem-i arzdan, tâ cennet âlemine kadar her bir âlemin birer semâsı vardır."(1)

İnsan bedeninde kan sürekli olarak deveran ederken ve hücreler her an değişirken, insan ruhunda da bu daimî faaliyetler başka bir şekilde görülür. Akıl durmadan çalışır, hafıza sürekli kaydeder, his dünyası da kendi işlerini birlikte ve aralıksız yürütürler. Böylece insanda birbirinden farklı ve sayılamayacak kadar çok iş birlikte görülür.

Kâinat ağacının meyvesi olan insandaki bu “faaliyet-i daime hakikati” kâinatın tümünde de hükmünü icra eder. Her bitki ve hayvan türü birbirinden ayrı işleri birlikte ve aralıksız olarak sürdürürler.

Âlem-i süflî olan yeryüzündeki bu faaliyetler gösteriyor ki, âlem-i ulvîde de aralıksız faaliyetler vardır. Ve yine şu âlemdeki icraatların farklılığı da gösteriyor ki o âlemlerde de onlara münasip ayrı icraatlar yapılmaktadır.

Ulvî âlemler denilince, yedi kat semâ hakkındaki Üstadımızın bahsettiği bir hakikati burada hatırlamamızda fayda var. İleri görüşlü bir taifeye göre, yıldızlarla bezenmiş şu gördüğümüz semâ birinci kat semâdır. Ondan başka altı kat semâ daha vardır. Daha ileri bir taifeye göre de yedi kat semâ şu cismanî âleme münhasır değildir.

Bu son görüşe göre levh-i mahfuz, âlem-i ervah, âlem-i melâike, kürsi, arş, cennet ve cehennem ayrı birer âlemdirler. Her birinde birbirinden farklı sonsuz işler görülmektedir.

Esir, her şeyin tarlası hükmündedir. Gördüğümüz bütün madde âlemi esir tarlasının mahsülleri olduğuna göre esir, bildiğimiz manada bir madde değil, enerji ağırlıklı apayrı bir yapıdır. Bazı bilim adamları, âlemde boşluk zannedilen kısımların aslında akıl almaz derecede enerji yüklü olduğunu, ama henüz ondan faydalanma noktasına gelinemediğini söylüyorlar.

“Her bir âlemin birer semâsı” olduğu meselesine gelince; biz semâ denilince yıldızlarla süslenmiş gökyüzünü anlayıp diğer semâları da buna kıyas edersek yanlış kararlara varırız. Kürsiden öteye madde âlemi son bulduğuna göre, bu semâları manevî olarak anlamamız gerekir. Üstadımızın “Kalb de bir arştır.” sözünden hareketle diyebiliriz ki, bütün âlemlerdeki bütün faaliyetler arştan idare edildiğinden, arş bütün bu işlerin bir semâsı gibidir. Keza, her şeyin maddî ve manevî sûretleri âlem-i misâlde kaydedildiğinden, o âlem de bu misâller âleminin semâsı hükmündedir.

Bütün tohumlarda, çekirdeklerde, nutfelerde ve hafızalardaki her türlü muhafaza fiilleri ayrı bir âlem olarak düşünüldüğünde levh-i mahfuz da bu âlemlerin semâsı gibi olur.

“Cennetin tavanı Rahmanın arşıdır.”(2) hadîs-i şerîfinin bildirdiği gibi, cennet âleminin semâsı da arştır.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Otuz Birinci Söz, İkinci Esas.
(2) bk. el-Münâvî, Künûzü’l-Hakâik, s. 78.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...