Block title
Block content

"İnsandan maada mahlukatta teklif olmadığından..." ifadesinde neden cinlerden bahsedilmiyor?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ'lem eyyühe'l-aziz! Tesbihat, ibâdât, gayr-ı mahdud envâlarıyla herşeyde vardır. Fakat, herşeyin kendi tesbihat ve ibadetini bütün vecihlerini daima bilip şuur edinmesi lâzım değildir. Çünkü, husul huzuru istilzam etmez. Tesbih ve ibadet edenler, yalnız yaptıkları amelin mahsus bir tesbih veya sıfatı malûm bir ibadet olduğunu bilirlerse kâfidir. Zaten Mâbud-u Mutlakın ilmi kâfidir. İnsandan maadâ mahlûkatta teklif olmadığından, onlara niyet lâzım değildir. Ve keza, amellerinin sıfâtını bilmek de lâzım değildir."(1)

Konunun sibakından da anlaşılacağı üzere tasbihat ve ibadette külli bir şuur ve külli bir huzur ancak insanlara mahsustur. İnsan mahiyet itibari ile öyle cihaz ve duygularla mücehhezdir ki, ibadet  ve tesbihte külli bir şekilde huzur ve şuuru elde edebilir.

Lakin cinler ve sair mahlukatta bu külliyet ve kemalat insandaki kadar değildir. Burada işaret edilen husus bu külliyet ve kemalattır. Yoksa teklif sadece insana mahsustur derken, cinlerin teklif ve mesuliyeti reddediliyor, değildir. 

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Onuncu Risale

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

nurunnuru
"Tesbih ve ibadet edenler, yalnız yaptıkları amelin mahsus bir tesbih veya sıfatı malûm bir ibadet olduğunu bilirlerse kâfidir." Cinler bu ciheti ile teklife muhataptır. İnsan ise kapasitesi ve etkileşimi gereği herşeyin tesbihat ve ibadetini bütün vecihlerini idraki nisbetinde niyet ederek ubudiyetini arz etmesi gerekmektedir. Bu anlamda aşağıdaki hususlar çok dikkat çekicidir: "İnsan, santral gibi, bütün hilkatın nizamlarına ve fıtratın kanunlarına ve kainattaki nevamis-i İlahiyenin şualarına bir merkezdir. Binaenaleyh, insanın, o kanunlara intisap ve irtibat etmesi ve o namusların eteklerine yapışıp temessük etmesi lazımdır ki, umumi cereyanı temin etsin. Ve tabakat-ı alemde deveran eden dolapların hareketlerine muhalefetle o dolapların çarkları altında ezilmesin. Bu da, ancak o emir ve nevahiden ibaret olan ibadetle olur." İ.İ'caz. "Cenâb-ı Hak celîl ulûhiyetiyle, cemîl rahmetiyle, kebîr rubûbiyetiyle, kerîm re'fetiyle, azîm kudretiyle, latîf hikmetiyle, şu küçük insanın vücudunu bu kadar havâss ve hissiyât ile, bu derece cevârih ve cihazât ile ve muhtelif âzâ ve âlât ile ve mütenevvi' letâif ve mâneviyât ile teçhiz ve tezyin etmiştir ki, tâ mütenevvi' ve pekçok âlât ile, hadsiz enva-ı nimetini, aksâm-ı ihsanâtını, tabakât-ı rahmetini o insana ihsâs etsin, bildirsin, tattırsın, tanıttırsın. Hem, tâ bin bir esmâsının hadsiz enva-ı tecelliyâtlarını, insana o âlât ile bildirsin, tattırsın, sevdirsin. Ve o insandaki pek kesretli âlât ve cihazâtın herbirisinin ayrı ayrı hizmeti, ubûdiyeti olduğu gibi, ayrı ayrı lezzeti, elemi, vazifesi ve mükâfatı vardır." 32. söz "İşte ey âciz insan ve ey fakir beşer! Duâ gibi hazîne-i rahmetin anahtarı ve tükenmez bir kuvvetin medârı olan bir vesîleyi elden bırakma. Ona yapış; âlâ-yı illiyyîn-i insaniyete çık. Bir sultan gibi, bütün kâinatın duâlarını kendi duân içine al, bir abd-i küllî ve bir vekil-i umumi gibi "iyyakenestaıyn" de, kâinatın güzel bir takvîmi ol." 23.söz
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...