Block title
Block content

"İnsanın kalbini binlerce âlemlere örnek ve pencere yapan ve beşerin kuvve-i hafızasında tarih-i hayatını taallûkatıyla beraber yazan, ancak ve ancak her şeyi yaratan Hâlık olabilir." Neden "her şeyi yaratan" olabilir; yaratmak ile nasıl ilgi kurulmuş?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah, nasıl bir incir çekirdeğinin içine incir ağacının bütün aza ve yapraklarını programlayıp koymuş ise; aynı şekilde bütün kainatın ve alemlerin sırlarını ve ölçücüklerini planlı ve programlı bir şekilde çekirdek hükmünde olan insanın mahiyetine koymuştur. Bu sebeple kainatı küçültsek insan olur, insanı büyültsek kainat olur.

Allah, nasıl yukarıda ifade edildiği üzere; insanı kainatın küçültülmüş bir modeli suretinde yaratmıştır, aynı şekilde insanın kalbini de insanın küçük bir modeli ve numunesi şeklinde yaratmıştır. Diğer bir tabirle Allah, kainatı insanda, insanı da kalpte özetlemiştir. Bu sebeple kalp, ancak Allah ile tatmin olabilir. Hadis-i kudside, Allah kalbin genişliğini tasvir ve teşbih için şöyle buyuruyor: “Ben yere göğe sığmam, mümin kulumun kalbine sığarım.” Bu kudsi hadiste de ifade edildiği gibi, kalbin mahiyetindeki meyil ve kabiliyetlerin herbirisi bir aleme açılan bir pencere gibidir.

Nasıl misal aleminin küçük bir numunesi ve örneği olarak, hayal duygusunu Allah insana vermiştir. Levh-i Mahfuz ve kader levhalarının örneği ve küçük bir benzeri olarak, Allah, hafıza cihazını insanın beynine takmış. Ruhlar ve kanunlar aleminin merkezi olan emir aleminin bir numunesi olarak insanda ruh vardır. Görüntü aleminin seyredilmesini temin etmek için insana göz verilmiş vs... Bu noktadan bakılırsa insan, adeta bütün alemlerin temsilcilerini ve numunelerini üzerinde barındıran bir merkez nokta gibidir.

Aynı şekilde insanın kalbi de, insanın kainata numune olması gibi, insana numune şeklindedir. Bütün alemlere uzanan ve o alemler hakkında marifet kesp edecek meyil ve hissiyatlar kalpte mevcuttur. Göz nasıl maddi alemi seyrediyor ise; gözün kalpteki meyil hali de inbisat ve inkişaf ederse, manevi alemleri görebilir. Kalp gözü tabiri buradan ileri geliyor.

"İkinci cihet ise: O cüz'î meyvenin kalbi, hem hadisçe 'zahr-ı kalb'(Buharî, Nikâh: 14, 25, Fezâilü'l-Kurân: 22; Nesâî, Nikâh 62.) denilen insanın hafızası, ekser envaın bir çeşit muhtasar fihristesi ve bir küçük nümune haritası ve şecere-i kâinatın bir mânevî çekirdeği ve ekser esmâ-i İlâhiyenin incecik bir aynası olduğu, hem o kalbin ve hafızanın emsalleri ve sikkeleri bir tarzda bulunan bütün kalblerin ve hafızaların kâinat yüzünde müstevliyâne intişarları, elbette bütün kâinatı kabza-i tasarrufunda tutan bir Zâta bakar ve 'Yalnız Onun eseriyim ve Onun san'atıyım.' derler."(1)

Kainat bir ağaç, insan ise bu ağacın bir meyvesi gibidir. Nasıl ağacın kökten dal budağına kadar bütün azalarının program ve planı, ince ve latif bir şekilde meyvesinde ve onun kalbi hükmünde olan çekirdeğinde yazılmıştır. Aynı şekilde kainatta azametli olarak tecelli eden bütün isim ve sıfatlar, kainatın meyvesi olan insanda ve insanın merkezi olan kalbinde ince ve latif olarak tecelli ve tecemmu eder. Çekirdek nasıl gelişip büyüdüğü zaman ağaç olur, aynı şekilde insanın kalbi de iman ve ibadet saikası ile mazhar-ı İlahi ve ayine-i Samedani hükmünü alıyor.

Bu durumda Allah kainatı insanda, insanı kalpte, kalbi de hafızada özetlemiştir. Dolayısı ile sanat ve yaratma açısından kainat ile hafıza aynı sikkeyi, aynı mührü üzerinde taşıyorlar demektir.

Bütün insanlık bir araya gelseler, tırnak kadar bir etin içine, yani insan belleğine seksen senelik ses, görüntü, bilgi vesaireyi arşivleyebilir mi?.. Küçücük bir sineğin kanadını yaratmaktan aciz olan insanlar ve onların sahte ilahları, elbette insan hafızasını yaratması mümkün değildir.

Aslında sadece insan hafızasında değil, Allah’ın bütün sanatları üstünde aynı tevhit mührü bulunuyor ve taklidi kabil değildir.

Bu husus ayette şu şekilde vurgulanıyor:

"Ey insanlar! İşte size bir misal veriliyor, ona iyi kulak verin: Sizin Allah’tan başka yalvardığınız bütün sahte tanrılar güç birliği yapsalar da bir sinek bile yaratamazlar. Hatta sinek onlardan bir şey kapsa, onu dahi kurtarıp geri alamazlar. İsteyen de kendinden istenilen de kaçan da kovalayan da ne kadar güçsüz!.." (Hac, 22/73)

Ebnâ, oğullar, çocuklar, veledler anlamına geliyor. Ebnâ-i âdem de âdemoğulları ve insanlar demektir. "Ebna-i cins" ise, aynı soydan aynı cins ve türden olanlar anlamına geliyor.

İnsanın hafizası yalnızca başımızdan geçenleri kaydetmiyor; aynı zamanda bizim hayatımızı ilgilendiren başka şeyleri de kaydediyor.

Mesela, eşimizin, çocuğumuzun, arkadaşımızın hayatlarını da kaydediyor. Okulumuzun, öğretmenimizin, komutanımızın hayatları ve onlarla yaşadıklarımızı da kayediyor. Yediklerimizi, içtklerimizi, yaptıklarımızı da kaydediyor. İlgili olduğumuz hadiseleri de kaydediyor. Kısacası bizi ilgilendiren herşeyi kaydediyor. İşte bütün bunlar bir buğday tanesi kadar küçük olan bir hafızamızın kartına kayediliyor. Bu ise mevcut ilim ışığında izahı imkansız görünen bir olaydır.

(1) bk. Şualar, İkinci Şua, İkinci Makam. 

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

şehrayin
Hamdin en meşhur mânâsı, sıfât-ı kemâliyeyi izhar etmektir. Şöyle ki: Cenâb-ı Hak, insanı, kâinata câmi bir nüsha ve on sekiz bin âlemi hâvi şu büyük âlemin kitabına bir fihrist olarak yaratmıştır. Ve Esmâ-i Hüsnâdan herbirisinin tecellîgâhı olan herbir âlemden bir örnek, bir nümune, insanın cevherinde vedîa bırakmıştır. Eğer insan, maddî ve mânevî herbir uzvunu Allah’ın emrettiği yere sarf etmekle hamdin şubelerinden olan şükr-ü örfîyi îfa ve şeriate imtisal ederse, insanın cevherinde vedîa bırakılan o örneklerin herbirisi, kendi âlemine bir pencere olur. İnsan, o pencereden, o âleme bakar ve o âleme tecellî eden sıfatla o âlemden tezahür eden isme bir mir’at ve bir âyine olur.O vakit insan, ruhuyla, cismiyle âlem-i şehadet ve âlem-i gayba bir hülâsa olur ve her iki âleme tecellî eden, insana da tecellî eder. İşte bu cihetle, insan, sıfât-ı kemâliye-i İlâhiyeye hem mazhar olur, hem muzhir olur. Nitekim Muhyiddin-i Arabî, 1 كُنْتُ كَنْزًا مَخْفِيًّا فَخَلَقْتُ الْخَلْقَ لِيَعْرِفُونِى hadîs-i şerifinin beyanında, “Mahlûkatı yarattım ki, Bana bir âyine olsun ve o âyinede cemâlimi göreyim” demiştir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...