"Kebâiri işlemek imansızlıktan gelmiyor, belki his ve hevesin ve vehmin galebesiyle akıl ve kalbin mağlûbiyetinden ileri gelir." His ve heves aklı susturabilir mi, akıl ve kalbin buna mağlup olmasını açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Çünkü tevehhüm ve heves ve his, ileriyi görmüyor, belki inkâr ediyorlar. Nefis dahi yardım etse, mahall-i iman olan kalb ve akıl susarlar, mağlûp oluyorlar. Şu halde, kebâiri işlemek imansızlıktan gelmiyor, belki his ve hevesin ve vehmin galebesiyle akıl ve kalbin mağlûbiyetinden ileri gelir."(1)

Akıl, kalp ve diğer latifeler, insan iradesi arkasında zahir birer kuvvettirler ve iradenin doğru kararlar almasına yardımcı olurlar. Akıl iyi çalışır, kalp ve diğer latifeler istikamet içinde olurlarsa, iradenin doğru kararlar alması kolaylaşır.

Ama irade yine de karar alırken başka şeylerin tesirinde kalabilir. Çünkü insanın mahiyetinde hayır ile şer kuvvetleri iç içedir. Akıl, kalp ve latifeler hayra çalışırlarken, nefis, heva ve vehim gibi duygular da şeytanın telkiniyle şerre çalışıyorlar. Bunların da irade üzerinde baskı kurması ve tesir altına alması söz konusu.

İrade her ikisi arasında hakemdir, yani karar veren konumundadır. İradenin sürekli bir şekilde akıl, kalp ve latifeleri dinleyip hayrı tercih etmesi insan fıtratı açısından pek mümkün değildir. Öyle olsa idi insanın şerre girmesi, günah işlemesi mümkün olmazdı. Oysa meleklerin de iradesi var, fakat onların şerre kabiliyeti olmadığından, sadece hayırda kullanıyorlar.

Burada imtihana zıt olan şey akıl ve kalbin susturulması değil, iradenin tercih yapma hakkının tamamen elden alınmasıdır. Allah (c.c) insana mesuliyet açısından tam hür bir irade vermiştir. İnsan bu iradesini hayırda da şerde de kullanabilir. Bu durumda insan işlediği günahlardan tamamen mesuldür.

Hayır ve şer kuvvetlerin irade üzerinde baskı kurması müsavidir. Bunu da ancak insanın tercihleri bozabilir. Meselâ, insandaki şer kuvvetler ona "içki iç" diye baskı yaparken, hayır kuvvetleri de "içme" diye telkinde bulunur. İnsan tercihini şerden yana kullanıp içki içerse, zamanla bağımlı olur, artık iradesine hâkim olamaz, onun kölesi haline gelir. Durum hayır açısından da böyledir, insan kendini namaza alıştırırsa artık onu terk edemez, etmek istediğinde müspet duyguları feveran eder.

(1) bk. Lem'alar, On Üçüncü Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Adem68474

HİS,HEVES VE VEHİM DUYGU MUDUR İZAH EDERMİSİNİZ?AKİLVE KALBDE  aynı andamı hücum ediyorlar ..

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Vehim şeytanın, his ve heveste nefsin kalbe ve akla hücumu oluyor. İnsan nefis ve şeytanla sürekli bir mücadele içindedir manevi terakkisi de buna bağlıdır. 
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
nurcu56

"Kebairi işlemek, imansızlıktan gelmiyor, belki hiss ve hevesin ve vehmin galebesiyle akıl ve kalbin mağlubiyetinden ileri gelir."; "Büyük günahları serbest işleyip istiğfar etmemek ve aldırmamak, o imandan hissesi olmadığına delildir." İki cümle zıt?..

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

“O imandan hissesi olmadığına delildir.” cümlesindeki “o iman” ibaresinde işaret edilen iman, tahkiki imandır. Yoksa imanın en alt birimi olan taklidi iman kastedilmiyor. Şayet taklidi iman kastedilmiş olsa, Ehl-i sünnetin, "Kebair imansızlıktan değildir." hükmüne ters olmuş olur. Bir insan bütün günahları serbestçe işlemiş de olsa, inkar etmedikçe imansız olmaz.

Tahkiki İman, Allah’ın isim ve sıfatlarının kainattaki tecellilerini okuyarak, her şey üzerinde Allah’ın Rablık ve ilahlık unvanını görerek, Allah’ın varlığına ve birliğine iman etmek demektir. Kainatta her şeyin Allah’a açılan bir pencere olduğunu ve bu pencerelerden Allah’ın isim ve sıfatlarını seyrederek, sağlam ve kuvvetli bir iman getirmek anlamındadır. Yani tahkiki iman, sarsılmaz ve şüphelere mağlup olmaz derecede ispat ve deliller ile Allah’a ve onun bildirdiklerine iman etmek anlamına geliyor ki, böyle bir iman, kebairi serbest bir şekilde işlemeye manidir.

Günahı serbest ve gizli işlemek tabirlerinde şöyle bir nükte var: Günahı serbest işleyen adamın iman ve hayası öyle bir dejenere olmuş ki, âdeta yok olma derecesine yaklaşmış, ama yok olmamış. Fakat imanın kemali ve güzelliği namına hiçbir şeyi hissedemiyor. Bu adamın imanı ne kadar var ve sahih de olsa, çok tehlike ve risk içindedir, her an imanı kaybetmek ile yüz yüzedir.

Günahı gizli işleyen adam ise, imandan gelen haya ile utanır, çekinir, ama tam da hissiyatını terk edemediği için, o günahı gizli saklı işler. Bu adam imanın kemalinden ve güzelliğinden bazı şeyleri tadıyor ve hissediyor demektir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
nurcu56

On Üçüncü Lem'ada, büyük günahları işlemenin, iman zaafından kaynaklanmadığı ifade edilmektedir. Ama bir taraftan da asrın en büyük hastalığının zaaf-ı iman olduğu ifade edilmektedir. Bunu nasıl telif edebiliriz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

"Ehl-i imanın desais-i şeytaniyeye kapılmaları, imansızlıktan ve imanın zaîfliğinden olmadığını, hem günah-ı kebairi işleyen küfre girmediğini,.."(1)

"Şu halde kebairi işlemek, imansızlıktan gelmiyor, belki hiss ve hevesin ve vehmin galebesiyle akıl ve kalbin mağlubiyetinden ileri gelir."(2)

Yukarıdaki ifadelerden anlaşıldığı gibi, büyük günahları işlemenin iman zaafından kaynaklanmadığı ifadesi bulunmamaktadır. Ancak küfre girmediği veya imansızlıktan kaynaklanmadığı ifade ediliyor.

"Büyük günahları serbest işleyip istiğfar etmemek ve aldırmamak, o imandan hissesi olmadığına delildir."(3)

Kebaire giren kişinin imanının zayıf olması, zayıf olmamasından daha kuvvetli bir ihtimal olmakla beraber, yukarıdaki cümleye masadak olan kişinin imanının zayıf olduğu veya imandan hissesinin olmadığı çok aşikar bir delildir. Ancak delildir kelimesinden de anlaşıldığı gibi, hiç kimse işlediği kebairden dolayı tekfir edilemez. Fakat kebairi işleyen kişinin imanı zayıf değildir de denilemez.

Ancak şu net söylenebilir ki; kebaire giren kişinin kebaire karşı tutumundaki lakaydlık derecesiyle imanının zayıflık derecesi arasında kesin bir nisbet vardır.

Kişinin yaptığı amelin zaaf-ı imandan kaynaklanmaması meselesi şeytanın desisesine kapılmakla alakalıdır ki bunu kebaire teşmil etmek zor bir ihtimaldir.

Dipnotlar:

(1) bk. Lem'alar, On Üçüncü Lem'a.
(2) bk. age.
(3) bk. Emirdağ Lahikası-I, 151. Mektup.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...