"Mümkinatta mesele bu merkezde ise, Vâcib, Vâhid olan Nuru’l-Envâr ne derece نَافِذُ الْخَفَايَا عَالِمٌ بِاْلاَسْرَارِ olacağı bir derece anlaşıldı. Öyleyse, azameti, tam manasıyla ihata,.." Nuraniyet kespetmenin yollarını göstererek açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

""İ’lem eyyühe’l-aziz! Maddî olan bir şey, kesafeti ne kadar fazla olursa o nisbette ince ve gizli şeyleri göremez ve onları idrakten kāsırdır. Fakat nur ve nurani şeyler, ne kadar nuraniyette terakki ederse o nisbette ince ve gizli şeylere nüfuzu tam ve keskin olur. Ve keza ne kadar latîf olursa o derecede maddiyatın içlerini keşfeder (röntgen şuâı gibi). Mümkinatta mesele bu merkezde ise Vâcib, Vâhid olan Nuru’l-Envar ne derece نَافِذُالْخَفَايَاعَالِمٌبِالْاَسْرَارِ olacağı, bir derece anlaşıldı. Öyle ise azameti, tam manasıyla ihata, nüfuz, şümulü iktiza ve istilzam eder."(1)

Lafız ile mana, madde ile maneviyat, ruh ile ceset, kesafet ile letafet, nur ile zulmet, bunlar hem birbirinin zıttı, hem de biribirinin manasının inceliklerini gösteren aynalar gibidir.

Madde, varlık mertebeleri içinde en hantal ve kayıtlara maruz varlıktır. Bu yüzden, maddi kayıtlara mahkum olan bir şeyle, bu kayıtlardan azade olan şey arasında çok farklar olabiliyor.

Mesela, ruh; latif, nurani ve maddi kayıtlardan azade olduğu için, bir anda milyonlarca işi tedbir edip idare edebiliyor. Bedenin her bir hücre ve azası ile aynı anda münasebet kurabiliyor. Yine, mana çok ince ve latif olduğu için, kalbin çok derinliğinden kaynayıp gelirken, maddeye, yani lafza yaklaştıkça, incelik ve letafetini kaybeder. Bunun için lisan, kalbe tam tercüman olamıyor. Mana ince ve latif, lafız ise, daha çok maddeye yakın, kesif bir şeydir.

Yine, latif olan bir ışık ya da röntgen şuaı, zahmetsiz ve engelsiz, cisimden geçer ve alta nüfuz ederek, ne var, ne yok, keşf eder. Ama, katı bir madde, ya da cisim, çarpar geçemez, ya kırar ya dağıtır.

Bu iki zıtlardan biri, kuvvet kazandıkça diğeri zayıflar, kuvvet kazanan şeyin kayıt ve vasıfları hakim olur. Diğeri tamamen kaybolmasa bile, kaybolmuş gibi eserlerini gösteremez. Madde, kuvvet kazandıkça, mana zayıflar. Ruh inceldikçe, ceset kalınlaşır. Nuraniyet gittikçe, yerine zulmet gelir. Letafet azalınca, yerine kesafet gelir.

Mesela, Hz.Peygamber Efendimiz (asm)'da mana, nuraniyet, ruh, letafet, hayat, tamamen hükmettiği için, adeta madde onda kaybolmuş, her bir aza ve cihazı letafet kazanmış ve her bir azası ve hücresi maddi kayıt ve hantallıklarıdan arınarak tam nuraniyet kazanmıştır. Bu yüzden, onun mübarek cesedi de aynen ruh ve mana gibi letafet ve nuraniyet kazandığından, her bir azası ile görebilir, her bir azası ile işitebilirdi. Yani onda, madde, öyle incelmişti ki, artık maddi hantallık ve kayıtlardan tamamen sıyrılmış ve ruh, hayat, şuur, gibi şeyler onda çok şiddetli tecelli eder hale gelmiştir. Bu kapı, derecesine göre herkese de açıktır.

İnsanın ruh cephesinin letafet ve nuraniyet kazanması tahkiki iman, sünnete uymak, bir takım riyazi disiplinler (az yeme, az uyuma, az konuşma gibi) sayesinde mümkündür. İnsan ne kadar kuvvetli bir imana ve amele sahipse, o derece letafet ve nuraniyet kesbedebilir.

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Şemme.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Vbdestabe
Cennet ve cehennem her ne kadar zıt olsalarda ikisinden birinin olmaması halinde ikisininde manası anlaşılmazdı. demek her bir zıt zıtlıgıyla beraber zıttının anlaşılmasını saglar. Allah razı olsun çok güzel bir kaide Yazılarınızı okudukça adeta bütün uzuvlarım huşuya giriyor.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...