"Münafıklara nazaran, ihlasa emirdir." Münafığın tek eksiği ihlas mı, aslında önce iman etmeye muhtaç değiller mi?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Münafık; kalbi ile iman etmediği halde, iman etmiş gibi görünen, zahiren Müslüman, hakikatte kâfir olan kimseye denir. Bu sebeple münafığın ibadetlerinde zahirî bir noksanlık ve eksiklik bulunmuyor. Öyle ise münafığa zahirî manada ibadeti emretmek manasız ve lüzumsuzdur.

Hastalık münafığın kalbindedir; içinin başka dışının başka olmasıdır. Öyle ise münafığa elzem olan şey ihlâs ve samimiyettir. O zaman zahirde yapmış olduğu ibadetler bir kıymet ve mana kazanır. Zaten ihlâs ibadetin esası ve ruhudur. İhlâs olmayınca ibadetin kalıp ve şekli bir işe yaramaz, makbul sayılmaz. Münafık, zahirde yapmış olduğu ibadetini ihya edip canlandırmak istiyor ise, samimi ve ihlâslı olması şarttır. O zaman ibadet tamam olmuş olur.

Bu sebeple "Ey insanlar, ibadet ediniz" denildiği zaman herkes kendinde eksik olan şeyi anlamalıdır. Mesela namazını tadil-i erkâna riayet etmeden kılanlar için bu ayet; “namazınızı tadil-i erkân ile kılınız” şeklinde anlaşılır...

Münafıklar hakkında kullanılan "ihlâs" tabiri, riyakâr Müslümanlar için kullanılan ihlâsla aynı makamda değildir. Buradaki ihlâs, iman ve tevhid manasındadır. İhlâs ile kinaye edilmesinde şöyle bir sır var; münafıklara hitaben; "Siz zaten şeklen Müslümansınız, öyle ise bu şekli tamamlayan iman ve tevhidi kalbinize de yerleştirin ki, nimet tamamlansın ve hakiki manada salih ve muhlis kullardan olun" denilmek isteniyor.

Riyanın manası; kalp ile kalıbın birbirine uymamasıdır. Yani münafığın içi başka, dışı başkadır; kalıbı namaz kılarken, kalbi nifak ve inkâr içindedir. Riya, münafıklığın en büyük alametidir.

Münafıktaki riya küfür boyutunda iken, Müslümanda günah boyutundadır; ama isim ve davranış olarak aynıdır. Bu benzerliğe nisbeten münafıklara ihlâslı olmaları teklif ediliyor.

Münafığın birinci vazifesi hakiki manada iman getirmesidir. Zaten imanı olmayanda ihlas olmaz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 7.238
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Fd

Bu cümleden önceki cümlelerde orta dereceli müminlerden bahsediliyor? Bunlara da ey insanlar ibadet ediniz ayetiyle ibadetlerinizi arttırınız deniliyor. Orta dereceli müminlerin özellikleri nelerdir? Birde sanki bu ayrımdan az derecede mümin de var diye anlaşılıyor? Bu konuyu izah eder misiniz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Müminlerin Dereceleri

Zâlimü’n-nefs (Düşük Dereceli): İman etmekle birlikte, günahları sevaplarından çok olan veya ibadetlerinde gevşeklik gösterenler. "Az dereceli" dediğiniz grup budur; nefislerine yenik düşerler ama dairenin dışına çıkmazlar.

Muktesid (Orta Dereceli): Dini vecibelerini yerine getiren, haramlardan kaçınan ancak nafile ibadetlerde veya tam bir manevi feda kârlıkta ileri gitmeyen "orta yol" ehli.

Sâbikun bi’l-hayrât (Yüksek Dereceli): Hayırlarda yarışan, sadece farzlarla yetinmeyip her anını ibadet bilinciyle yaşayan öncüler.

Orta Dereceli Müminlerin Özellikleri

Bu gruptakiler için "İbadetinizi artırın" denmesinin sebebi, yerlerinde saymamaları ve "orta yoldan" zirveye doğru teşvik edilmeleridir. Temel özellikleri şunlardır:

İstikrar: Farz namazlarını ve temel yükümlülüklerini aksatmazlar.

Denge: Dünya işleri ile ahiret dengesini kurmuşlardır, ancak manevi terakkileri sınırlıdır.

Sakınma: Büyük günahlardan kaçınırlar ama küçük hatalar veya "mekruh" dediğimiz hoş görülmeyen davranışlar hayatlarında yer bulabilir.

Sizin belirttiğiniz "ey insanlar ibadet ediniz" çağrısı, bu orta tabakaya "kanaat etme, daha fazlasına odaklan" mesajı verir. Çünkü maneviyatta durmak, aslında gerilemeye başlamaktır.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...