"Nasıl mîrî malından kırk parayı çalan bir adam, bütün hazır arkadaşlarını birer dirhem almasını kabul ile hazmedebilir. Öyle de ‘Kendime mâlikim.’ diyen adam, ‘Her şey kendine mâliktir.’ demeye ve itikad etmeye mecburdur." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Burada sözü edilen hırsız insanın kendisidir; çaldığı mal da yine kendisidir. Zira o, Allah’ın mülkü, mahlûku ve memluküdür; müstakil bir varlık değildir. Bundan gaflet ederek kendini kendine malik zanneden insan, kendini Allah’ın mülkü olmaktan çıkarmış gibi olur ve bu hırsızlığına başkalarını da ortak etmekle rahat bulacağını zannederek, bütün varlıkları kendi başına buyruk gibi görmeye zorlanır.

İçtimaî hayatımızda bunun benzer misallerini çokça görürüz. Adam kumara düşkünse, ancak kumarbazlarla oturup kalkar; o karanlık toplum içinde kumarın çirkinliği görünmez olur. Yahut içki müptelası ise, sarhoşlarla arkadaşlık etmekle kendini avutur. Tembel öğrenciler okul kaçkınlarıyla buluşur ve birlikte oynayıp eğlenirler.

Ancak Üstadımızın buyurduğu gibi “Kısa bir zamanda düğüm açılır ve hakikat ortaya çıkar.” Ama bu geç kalmış intibah, onları cehennem yolcusu olmaktan kurtaramaz.

Felsefeciler firavunluk derecesine gelen enaniyetleriyle kul olduklarını unutup kendilerini hür ve müstakil varlıklar olarak gördüklerinde aynı yanlış görüntüyü sair eşyaya da teşmil ediyorlar. Esbabperestler sebeplere müstakil varlıklar olarak bakıyorlar, onların eliyle yaratılan eşyayı o sebeplerin kendi kuvvet, ilim ve iradeleriyle yaptıklarına zehab etmiş oluyorlar.

Aynı yanlış telakki ile sanem-perestler kendi elleriyle yaptıkları putlarını, tabiat-perestler tabiatı, nücum-perestler yıldızları birer ilâh gibi kabul etmişler ve Allah’ın yaratıcılık, malikiyet, hâkimiyet gibi vasıflarını onlara isnad etmişlerdir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...