İnsanın nasıl bir "abd-i sacid" olduğunu izah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Ve insanı dahi öyle bir tarzda icad edip, ona akıl vererek, onunla o mu’cizât-ı sanatına ve o bedî kudretine karşı secde-i hayret ettirerek, ona âyât-ı kibriyâyı okutturup, kemerbeste-i ubûdiyet ettirerek, o mescid-i kebirde bir abd-i sâcid fıtratında yaratmıştır." (Mektubat, 20. Mektup, 2. Makam)
Her varlığın kendi mahiyetine ve istidadına uygun olarak yaptıkları ibadetler, en mükemmel manasıyla, insanda yani başta Peygamberimiz (a.s.m) sonra peygamberler (a.s) olmak üzere bütün salih kullarda tezahür etmiştir. İnsan bu yüksek mahiyetiyle hem hamd ve tesbihi en ileri manada ifa etmiş hem de sair mahlukatın ibadetlerini hayretle temaşa ve tefekkür etme kemaline ermiştir.
İnsan dışındaki canlılar, ne kendilerinde ne de âlemde teşhir edilen ilahi sanatları tefekkür etme istidadına sahip değillerdir. Zira bu ulvi vazifeler ancak akıl nimeti sayesinde yapılabilir. Mesela, bir koyun ne kendi bedenindeki mucize sanatları bilir ne de dağlarda, denizlerde, semalardaki haşmetli icraatı temaşa edebilir. İnsan ise kendine ihsan edilen ve her biri bir kudret mucizesi ve ilahi bir ihsan olan organlarını tanıdığı, her birinin vazifelerini bildiği gibi, Güneş'i, Ay'ı, denizleri, ırmakları da tanır ve bilir. Onlarda sergilenen kudret mucizelerini ve rahmet hediyelerini hayret ve şükürle temaşa eder.
Allah'ın rıza dairesinde bir hayat geçiren insanlarda bu büyük ihsan, çok daha ileri derecesiyle cennette de devam edecek ve müminler bu dünyadaki meyve ağaçlarına bedel, tuba-i cenneti seyredecekler. Burada yedikleri bir kaşık bala karşı orada bal nehrine muhatap olacaklardır. Yani iman ve ibadet ile ömür geçiren ve bu dünyadan ahirete intikal eden müminlerden namaz, oruç, hac gibi ibadetler sakıt olacak. Ancak tefekkür, şükür, hayret gibi ubudiyet vazifeleri en ileri manada devam edecektir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü