İkinci Makam, Dördüncü Kelime

İçerikler


  1. "Ferşten Arşa, serâdan Süreyya’ya, zerrattan seyyârâta, ezelden ebede kadar herbir mevcut, semâvât ve arz, dünya ve âhiret, her şey Onun mülküdür." Bu tariften mülk-ü İlâhîyi nasıl anlayabiliriz?

  2. "Mâlikiyet mertebe-i uzmâsı tevhid-i âzam sûretinde O’nundur." cümlesini izah eder misiniz?

  3. "Şu mertebe-i uzmâ-yı mâlikiyet ve makam-ı âzam-ı tevhidin bir hüccet-i kübrâsı, lâtif bir zamanda ve lâtif bir hatırada, Arabî ibaresinde, şu âcizin hatırına ilka edildi." İzah eder misiniz?

  4. "Kâinattaki san’at-ı muntazamanın küçük bir mikyasta nümunesi insanda vardır..." Kâinattaki muntazam sanat ile insandaki numunelerine birkaç örnek verir misiniz?

  5. "Mülk umumen Ona aittir. Zira şu büyük âlem, tıpkı bu küçük âlem gibidir; her ikisi de Onun kudretinin masnuu ve kaderinin mektubudur. Şu büyük âlemi ibdâ ederek onu bir mescid haline getirmiş, bu küçük âlemi icad ederek..." Açıklar mısınız?

  6. "Şu kâinat denilen âlem-i ekber ve insan denilen onun misal-i musağğarı olan âlem-i asgar, kudret ve kader kalemiyle yazılan âfâkî ve enfüsî vahdâniyet delâilini gösteriyorlar." cümlesini izah eder misiniz?

  7. Bu âlemlerin kudret ve kader kalemi ile yazıldığı ifade edilmektedir. Her iki kalemin yazısını nasıl anlayabiliriz?

  8. Her iki âlemde de hem afakî ve hem de enfüsî vahdaniyet delilleri olduğu ifade edilmektedir. Burada afak ve enfüs ayrımları ne anlama gelmektedir?

  9. Kâinata âlem-i ekber, insana âlem-i asgar deniliyor. Bazı mühim zevat bunun tersini ifade ediyor. Yer ve mahalline göre bu farklı ifadeleri nasıl anlamalıyız?

  10. "Âlem-i şehadetten âlem-i gayba, daire-i kudretten daire-i ilme gönderir." Bu cümleyi izah eder misiniz?

  11. "En büyük daire olan zerrat âlemini bir tarla yapıp, her zaman kâinat kadar mahsulâtı, kudretiyle, hikmetiyle onda eker, biçer, kaldırır.” Zerrat âleminin büyük bir tarla olup her zaman kâinat kadar mahsulatın alınması ne anlama gelmektedir?

  12. "Hadsiz alâmet-i farika ile bütün insanlara bakan şu insan yüzündeki" Sikke-i vahdet tabirini ve bütün kâinatın omuz omuza ve baş başa vermesini izah eder misiniz?

  13. "Kâinatı bir mescid-i kebir şekline döndürmüş." Bu iki vasıfla kâinat nasıl mescid-i kebir hükmüne dönüyor, açabilir misiniz?

  14. "Mânevî mahsulâtını dahi gaybî, uhrevî, misalî ve mânevî âlemlerine gönderir." Bu manevi mahsulat nedir, hangi manevi âlemlere ne şekilde gönderilmektedir?

  15. "Manidar bir mektub-u Rabbânî ve muntazam bir kaside-i kader" teşbihlerini izah eder misiniz? Kâinata da muntazam bir kaside-i kader denilmesini nasıl anlayabiliriz?

  16. "O Mâlikü’l-Mülk-i Zülcelâl, âlem-i ekberi, bahusus küre-i arz yüzünü öyle bir surette inşa ederek yapmıştır ki, birbiri içinde hadsiz daireler olup, herbir daire bir tarla hükmünde olup,.." Devamıyla izah eder misiniz?

  17. "Sâni-i Hakîm, âlem-i ekberi öyle bedî bir sûrette halk edip âyât-ı kibriyâsını üstünde nakşetmiş." Kâinatın bedi sûretinde yaratılması ve âyât-ı kibriyânın üstünde nakşedilmesi ne demektir?

  18. "Sonra, mutavassıt bir daire olan zemin yüzünü, aynen öyle bir mezraa yapmış ki, mevsim be mevsim âlemleri, envâları içinde eker, biçer, kaldırır." Zemin yüzü neden mutavassıt bir daire oluyor? Onda biçilen ekilen âlemlerden bir iki misal verebilir miyiz?

  19. İnsanın nasıl bir "Abd-i sâcid" olduğunu izah eder misiniz?

  20. "Cüz’î-küllî her şeyi birer model hükmünde inşa" etmeyi misallerle izah eder misiniz?

  21. "Daha küçük bir daire olan bir bahçeyi, yine, yüz defa, bin defa kudretle doldurup hikmetle boşalttırıyor." İzah eder misiniz?

  22. "Daha küçük bir daire olan bir zîhayatı, meselâ bir ağacı, bir insanı, yüz defa onun kadar ondan mahsulât alır." İzah eder misiniz?

  23. "Hikmetinin âyâtını izhar eder, zîşuurlara okutturur." İzah eder misiniz?

  24. "İşte, hiç mümkün müdür ki, pek büyük olan âlem-i zerrattan, tâ bir sineğe kadar bütününü mülk..." Burayı; insanın nazır, müfettiş, çiftçi, tüccar, dellal, abid, memluk olma özelikleri yönünden açabilir miyiz?

  25. "Kendi mülkünde herbir şeyi birer sahife hükmünde inşa etmiş. Her sahifede, yüzer tarzda mânidar mektubatını yazar." İzah eder misiniz?

  26. "Sâni-i Zülcelâlin âlem-i ekberdeki san’atı o derece mânidardır ki, o san’at bir kitap suretinde tezahür edip, kâinatı bir kitab-ı kebir hükmüne getirdiğinden, akl-ı beşer, hakikî fenn-i hikmet kütüphanesini ondan aldı ve ona göre yazdı." İzahı nasıldır?

  27. "Şu âlem-i ekberi mülk şeklinde inşa etmekle beraber, şu insanı dahi öyle bir surette halk etmiştir..." Burayı insanda bulunan ve öncesinde sayılan özellikler açısından izah eder misiniz? Buradaki, "dava"dan kasıt nedir?

  28. "Ve o kitab-ı hikmet, o derece hakikatle bağlı ve hakikatten medet alıyor ki, büyük Kitab-ı Mübînin bir nüshası olan Kur’ân-ı Hakîm şeklinde ilân edildi." İzah eder misiniz?

  29. "Hem nasıl ki, kâinattaki san'atı, kemâl-i intizamından kitap şekline girdi. İnsandaki sıbgatı ve nakş-ı hikmeti dahi hitap çiçeğini açtı." İzah eder misiniz?

  30. "Küçücük lisanlarla, o büyük lisana karşı çıkarır." ne demektir?

  31. "Kudret-i İlâhiye, âlem-i ekberde haşmet-i rububiyetini gösteriyor. Rahmet-i Rabbâniye ise, âlem-i asgar olan insanda nimetleri tanzim ediyor." İzah eder misiniz? Âlem-i asgarda kudret-i rabbaniyenin tezahürü görünmüyor mu?

  32. "Ve o insan kafasındaki kàbiliyet-i nutuk ve beyana o derece ulvî cihazat ve istidat verdi ki, Sultan-ı Ezelîye muhatap olacak bir makamda inkişaf ettirdi, terakki verdi. Yani, fıtrat-ı insaniyedeki sıbga-i Rabbâniye, hitab-ı İlâhî..." İzah eder misiniz?

  33. "Ve öyle bir ahsen-i takvim içinde bir sıbga-i Rabbâniye vermiş ki, o maddî, cismanî, câmid kafada mânevî, gaybî, hayattar olan beyan ve hitap çiçeği açıldı." İzah eder misiniz?

  34. "Yani, o san'at, o derece mânidar ve hassas ve güzeldir ki, o makine-i zîhayattaki cihazatı, fonoğraf gibi nutka geldi, söylettirdi." İzah eder misiniz?

  35. "Güneş ve Arş gibi büyük cirmler" ne demektir. Yani arş da güneş ve diğer gezegenler gibi bir yıldız mıdır?

  36. "Vahidiyet ise, bütün o mevcudat birinindir ve birine bakar ve birinin icadıdır demektir. Ehadiyet ise her şeyde Hâlık-ı külli şey’in ekser esması tecelli ediyor demektir." cümlelerini izah eder misiniz?

  37. Büyük varlıkların haşmet lisanıyla, küçücük zîhayatların da rahmet lisanıyla zikretmelerini açar mısınız, bu zikirler hâl diliyle mi kâl diliyle mi? Tamamının musika-i kübrâya dâhil edilmesi ne demektir?

  38. Ehadiyet ve vahidiyyet; ıstılahî olarak ne demektir?

  39. Güneş ışığının her tarafı ihata etmesi vahidiyete, bir camda tezahürü ise ehadiyete misal olarak verilmektedir. Cenab-ı Hakk’ın sıfat ve esmâsının insandaki tecelliyatının karşılığı nedir? Ayrıca bu ehadiyetin de insandaki karşılığını alabilir miyiz?

  40. "Çünki zîhayatta ve bilhâssa insanda, o derece san'at-ı câmia içinde; hadsiz enva'-ı nimeti anlayacak, kabul edecek, isteyecek cihazat ve âletler vardır ki; bütün kâinatta tecelli eden bütün esmasının cilvesine mazhardır..." İzah?

  41. "Evet, Hâlık-ı Vâhidden başka kim güneşi arzlılara musahhar bir hizmetkâr eder? Ve o Vâhid-i Ehadden başka kim havayı elinde tutar?.." Vahid ve Ehad isimlerini birlikte nasıl tefekkür edeceğiz?

  42. "San’at-ı câmia içinde, hadsiz envâ-ı nimeti anlayacak, kabul edecek, isteyecek cihazat ve âletler" ile insanın "mâhiyetinin âyinesi" ne demektir?

  43. "Âlem-i asgar olan insanın cisminde ve yüzünde birer hâtem-i vahdâniyet bastığı gibi, herbir âzâsında dahi birer mühr-ü vahdeti vardır." İzah eder misiniz?

  44. "Bir sikke-i kübrası olduğu gibi, bütün eczasında ve enva'ında dahi birer sikke-i vahdet koymuştur. Birer hâtem-i vahdaniyet bastığı gibi, her bir azasında dahi, birer mühr-ü vahdeti vardır." Nurlarda vahidiyete sikke, ehadiyete hatem mi kullanılıyor?

  45. "Evet, o Kadîr-i Zülcelâl her şeyde, külliyatta ve cüz'iyatta, yıldızlarda ve zerrelerde birer sikke-i vahdet koymuştur ki, Ona şehadet eder.” Misallerle açıklar mısınız? Sikke, mühür, hatem, imza kelimelerini ıstılahî açıdan nasıl anlamalıyız?

Yükleniyor...