"Muhammed Aleyhissalatü Vesselamın nefsi kendi kendine malik olmazsa ve ef’alinde serbest bulunmazsa..." Aksi olabilir mi ki?
- Efendimizin (asm) de mahluk olmasından dolayı kendi kendine malik olması, ef'alinde serbest olması zaten düşünülemez. Burada neden bu şekilde ifade edilmiş?
Değerli Kardeşimiz;
"Çünkü mahlukatın en müntehap ve en müstesnası olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın nefsi kendi kendine malik olmazsa ve ef’âlinde serbest bulunmazsa ve harekâtı başka bir ihtiyara bağlı ise, elbette hiçbir şey, hiçbir şe’n, hiçbir hal, hiçbir keyfiyet, cüz’î olsun küllî olsun, o muhît iktidarın, o şamil ihtiyarın daire-i tasarrufunun haricinde olamaz." (Şualar, İkinci Şua, Birinci Makam, İhtar)
Bu paragraftaki ifade tarzı, İslam kelamında ve mantık ilminde en güçlü delille ispat yöntemine dayanır. Risale-i Nur’un genelinde kullanılan bu üslup, bir hakikati zihinlere iyice yerleştirmek için en uç örneği nazara verir.
Burada neden böyle bir ifade kullanıldığını şu birkaç noktayla izah edebiliriz:
Evleviyet (Öncelik) Mantığı
Mantıktaki evleviyet kuralına göre, eğer en yüksek, en mükemmel ve en seçkin olan Hz. Muhammed (asm) bile kendi kendine malik değilse ve bir tasarruf altındaysa, ondan daha aşağı mertebedeki varlıkların kesinlikle bir özerkliği olamaz.
Yani kâinatın meyvesi, en mükemmel insan ve Allah'ın en sevgili kulu dahi mutlak bir acziyet içindeyse ve her adımı ilahi bir iradeye bağlıysa; cansız maddelerin, tesadüflerin veya diğer mahlukatın kendi başına hareket etmesi mantıken imkânsızdır.
Tevhidin İhatasını Göstermek
Eğer Efendimiz (asm) gibi iradesi ve manevi makamı en zirvede olan bir zatın bile fiilleri başka bir ihtiyara yani Allah’ın iradesine bağlıysa, o zaman kâinatta hiçbir şey -ne kadar küçük veya büyük olursa olsun- bu ilahi iradenin dışına çıkamaz. Metindeki muhît iktidar yani kuşatıcı güç ve şamil ihtiyar yani her şeyi içine alan irade, kavramları bu mutlak hâkimiyeti vurgular.
Esbabperestliği Kökten Reddetmek
İnsan bazen yüksek bir zekâ, harika bir sanat veya büyük bir başarı gördüğünde, onu yapanın kendi kendine bunu başardığını zannetme yanılgısına düşebilir. Metinde, mahlukatın en seçkini üzerinden bu kapı tamamen kapatılır. En büyük netice olan Zat-ı Ahmediye (asm) bile bir eser ve mahluk ise, hiçbir sebep kendi başına bir müessir ve hâlık olamaz, bir şey yaratamaz.
Teşrif ve Ubudiyet Dengesi
Paragrafın başında Efendimiz (asm) için müntehap ve müstesna sıfatları kullanılarak onun yüce makamı teslim edilir. Ancak hemen ardından gelen kendi kendine malik olmama vurgusu, onun en büyük makamının abd olmak olduğunu hatırlatır. Bu, hem bir tevazu dersidir hem de rububiyetin zerreden şemse kadar hiçbir ortak kabul etmediğinin beyanıdır.
Hıristiyanlık tarihindeki Hz. İsa’yı (as) ilahlaştırma eğilimi, İslam düşüncesinde tevhid inancına yönelik en büyük sapmalardan biri olarak görülür. İkinci Şua’daki bu ifadeler aslında bu tür aşırı yorumların önünü de kesmektedir. Eğer mahlukatın en üstün mertebesinde bulunan ve kâinatın hilkat sebebi olan Hz. Muhammed (asm) dahi mutlak bir kulluk içinde, kendi nefsine malik olamayan bir abd ise; Hz. İsa (as) da dahil olmak üzere hiçbir mahluka ilahlık vasfı verilemez. Risale-i Nur’un bu yaklaşımı, en yüce makamdaki mahlukun bile yalnızca ilahi bir sanat eseri olduğunu vurgulayarak, beşeri ilahlaştırma yanılgısını mantıken imkansız hale getirir.
Özetle; buradaki ifade, "Efendimiz serbest olabilir." ihtimalini tartışmak için değil; onun gibi bir güneşin bile Allah’ın emriyle hareket ettiğini göstererek, geri kalan her şeyin (yıldızların, atomların, olayların) mutlak surette Allah'ın tasarrufunda olduğunu ispat etmek için bir kıyas unsuru olarak kullanılmıştır.
İlave bilgi için tıklayınız:
- Her şey Allah'ın daire-i tasarrufundadır. (Video: S. YILMAZ).
- Tevhidin İnsana Bakan Meyvesi (Video: Z. AKYÜZLÜ).
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü