"Mahiyet-i insaniyenin bir hizmetkârı olan kuvve-i hayaliyeyi bu dünya lezzetleri tatmin etmiyor; elbette gayet câmi’ mahiyet-i insaniye, ebediyetle fıtraten alâkadardır." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Dünyanın bütün lezzetleri, şa’şaası ve cazibesi, insanın en basit olan hayal kuvvesini tatmin edemiyor ise; onun kalb, ruh, vicdan ve sair latifelerini doyurup tatmin etmesi mümkün değildir.
"Kalpler ancak Allah'ın zikriyle tatmin olur." (Rad, 13/ 28)
Âyetinde de ihtar ve ikaz edildiği gibi; insanın kalbini ya da fıtratını tatmin edip doyuracak tek maksud, tek mahbub; Allah ve dolayısı ile ahirettir.
"Bu insan ebed için halkedilmiş ve ebede gidecektir. Bu dünya ona bir misafirhanedir ve âhiretine bir intizar salonudur." (Sözler)
Kalpteki aşk-ı beka, bu dünyaya sığmıyor. Kalb ebedî yaşamak arzu ettiği halde, dünya geçici ve fanidir. Ya da kalbin o kadar çok emel ve arzuları vardır ki, bu dünyada binden birisine ulaşamıyor.
Ruh, latif ve nuranî bir varlıktır, dünyevî ve cismanî kayıtlardan sıkılır ve bunalır. Ama ceset kafesinde, kayıtlar içindedir. Demek ruhun mahiyeti de bu maddî dünyaya sığmıyor, daha nuranî ve latif olan bir âlemi talep ediyor.
Akıl tam kapasitesini bu dünyada kullanamıyor. İnsanın aklî melekesini kayıtlayan ve hakikatleri görmesini engelleyen o kadar çok sebepler var ki, akıl bu kayıt ve engellerden dolayı bazen en zâhir bir hakikati bile göremeyebiliyor. Akıl da, ancak âhiret âleminde tam hürriyetine kavuşacaktır.
Dünyadaki nimetler ve lezzetler tadımlıktır, doyumluk değildir. Dünyadaki nimetler cennetteki hakiki nimetlere işaret eden ve onlardan haber veren zayıf gölgeler ve numuneleridir.
Bu yüzden dünya nimetleri, âhirete bakan duygularımızı tatmin etmiyor, sadece iştah açıyor, tattırıyor, doyurmuyor.
Dünya nimetlerinin doyumluk değil, tadımlık olmasının sebebi, buranın fâni olmasıdır. En güzel yemeğin tadı bile damakta bir iki dakika hissediliyor, sonra kaybolup gidiyor. En güzel nimetlerden olan gençlik nimeti yirmi otuz yıl sonra yaşlılığa dönüşüyor. Sıhhat hastalığa, huzur ve sükûnet bela ve musibet ile meşakkate dönüşebiliyor. Yani dünya lezzet ve nimetleri daimî ve sürekli olmadığı gibi, insanın ömrü de daimî değildir.
Halbuki insanda öyle duygular ve cihazlar var ki, "Ebed, ebed!.." diyor, ebedden ve ebedî Zât’tan başkasına razı olmuyor. Dolayısı ile insanın bu dünya hayatında doyuma ulaşması ne nimetler açısından ne de kendi ömrü açısından mümkün değildir, çünkü her ikisi de fanidir, gelip geçicidir.
Öyle ise, insan kalbini fani dünyanın fani şeylerine gönlünü bağlamamalı, onlarda boğulmamalıdır. Hz. İbrahim (as) gibi “La uhibbül afilin” (Fani şeyleri sevmeye değmez) deyip, mecazî aşklardan yüz çevirmelidir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü