"Şu âlemin, insanlarca, hakir ve hasis sayılan bazı şeylerine kudret-i Ezeliyenin bizzat mübaşereti azamet-i İlâhiyeye münasip görülmediğinden,.." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Şu âlemin, insanlarca, hakir ve hasis sayılan bazı şeylerine kudret-i Ezeliyenin bizzat mübaşereti azamet-i İlâhiyeye münasip görülmediğinden, vaz edilen esbab-ı zahiriyenin o gün ref’iyle; herşeyin şeffaf, parlak içyüzüyle tecellî edip Sâniini, Hâlıkını vasıtasız göreceğine işarettir."(1)
Bu dünyada Allah, hem insanları imtihan etmek, hem de kendi azamet ve kibriyasına uygun düşmeyen bazı hâdiselerin arasına sebepleri koyuyor. Ta ki avam ve cahil insanların şikâyetleri Cenab-ı Hakk’a değil, sebeplere gitsin.
Mesela, bir bebeğin hastalanıp sıkıntı çekmesi, görünüşte İlahi merhamet ile bağdaşmıyor. Bu yüzden Allah, bebeğin hastalığındaki bu zahirî sıkıntıları üzerine alması için; mikropları yaratmış, mikroplar bebeğin hastalanmasına sebep oluyorlar. Fakat bu çocuğu hakikatte hasta eden de vefat ettiren de İlahî hükümdür.
Ahirette hem imtihan kalkacak, hem bütün meşakkat ve sıkıntılar cehennemde, güzellik ve nimetler de cennette toplanacak. Hem de herkes her şeyin içyüzünü ve hakiki güzelliğini tam idrak edeceği için, sebepler aradan kaldırılıp, her şeyin arkasında bizzat İlahî isimler zahirî bir şekilde görünecektir.
Evet, eşyanın mülk yüzü; sebeplerin, zıtların, kıyasların, cüz’î bazı çirkin ve şerlerin, nisbî emirlerin, mertebe ve derecelerin cevelan ettiği renkli yüzüdür. Bu yüzde Cenab-ı Hakk'ın izzet ve kemaline uygun olmayan bazı haller ve durumlar olduğundan, Allah bu haller ile temasta görünmemek için araya sebepleri koymuştur. Bu yüzden, insanlar her hâdisenin hikmet ve güzelliğini anlamakta zorlanabiliyor. Bu yüze hasr-ı nazar edenler, bu keşmekeş durum içinden çıkamadıkları için sebeplerde boğuluyorlar.
Allah’ın bu yüzde sebeplerle iş görmesinin hikmetlerinden birisi; insanlardan gelecek şikâyet ve isyana bir perde olmasıdır. Nasıl yıldırım şiddetini paratoner kendi üstüne alır, evi muhafaza ederse -teşbihte hata olmasın- aynı şekilde insanlardan gelecek şikâyet ve isyan ateşini de; sebepler paratoner gibi kendi üstüne çeker, Allah’a gitmesine perde olur.
Eşyanın melekût yüzü; yani her şeyin hakiki ve içyüzü ise, aynanın parlak yüzü gibidir. Bu yüzde her şey şeffaf ve güzeldir; zıtlar yoktur. Burada çirkin ve güzel diye bir şey yoktur, çünkü her şey güzeldir. Bu yüzde Allah’ın isim ve sıfatları bizzat mübaşeret içindedir, yani eşyanın arka planında bizzat Allah’ın kudret eli görünür. Mülk yüzünde doğrudan değil, sebepler vasıtası ile görünüyordu.
Aynanın parlak yüzü ise, eşyanın melekût yani iç yüzünü temsil eder. Her şeyin dışına mülk içine melekût denildiğine göre, yumurtanın kabuğu mülk, içi melekûttur. Hâdiselerin görünen yüzleri mülk, onların arkasında saklı olan hikmet ciheti ise melekûttur. Bizler sadece eşyanın ve hâdiselerin bize bakan mülk cihetini görüyoruz; melekût cihetini ise akılla ve iman nuru ile görebiliriz.
Mesela; hastalık ve ölüm gibi hâdiselerin mülk ciheti, yani insana bakan zahirî yüzü ile firak ve karanlık görülebilir. Fakat melekût cihetinde, Allah'a bakan yüzünde hiç bir karanlık söz konusu değildir. Zira ölüm, ebedî saadetin başlangıcıdır, dostlara vuslattır.
Arka yüz, eşya ve hâdiselerin bizim muhatap olduğumuz cihetleridir. Onların arkasında saklı güzellikleri göremeyince, hemen itiraz yahut şikâyet yolunu tutmayalım diye sebepler yaratılmıştır. Mesela ölüm, ehl-i iman için bu dünyadan daha güzel bir âleme göç etmektir. Bu, ölümün melekût cihetidir. Bu güzelliğin ortaya çıkmasında Azrail aleyhisselam vazife yapmaktadır. Onun vazifesi de bir perdedir, ölümün hakiki güzelliği Cenab-ı Hakk’ın Mümit yani öldüren isminin güzelliğidir. Mahlûkatın ve hâdisatın melekût ciheti, onlarda tecelli eden İlâhî isimler ve sıfatlardır.
Sıhhat rahmet olduğu gibi, hastalık da günahlara keffaret olması itibariyle rahmettir. Hayat rahmet olduğu gibi, ölüm de dünyadan daha güzel bir âleme gitmeye vesile olduğu için rahmettir ve güzeldir.
Musibetin mülk ve zahirî yüzü azap ve sıkıntı iken, batınî ve melekût yüzü ikaz, ihtar veya tasaffi ve tekemmül etmektir.
(1) bk. İşaratü'l-İ'caz, Fatiha Suresi.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü