"Bir vahid çoğalsa, teselsül eder, gittikçe gider, bir yerde durmaz... Muhammed Aleyhissalatü Vesselam, hatemü'l-enbiyadır... Ondan sonra peygamber gelmez..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Üçüncü Maksadın Vech-i in’ikâsı: Meşhur bir kaidedir ki, bir vâhid çoğalsa, teselsül eder, gittikçe gider, bir yerde durmaz. Fakat çoklar ve kesir olanlar ittihad etse, kuvvetlenir, istikrar peyda eder, yerinde kalır, daha değişmez. Demek, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, hâtemü’l-enbiyadır. Mefhum-u muhalifiyle işmam eder ki, ondan sonra peygamber gelmez; hâtemiyetine hâtem ve imza basar."(1)

İzahı istenen bu paragrafta Peygamber Efendimiz (a.s.m)'ın hatem-ül enbiya olmasının izahı ve ispatı yapılmaktadır. Şöyle ki:

Aklı esas tutup bu sistemle hareket eden felsefeciler fikir açısından vahiyden mahrum ve yalnız olduklarından ve beslendikleri tek bir kaynak olmadığından dolayı, kıyamete kadar farklı görüş ve cereyanlara maruz kalmaktadırlar. Yani her yeni bir felsefeci, yeni bir görüş ve cereyanın başı olmaktadır. Bu nedenle felsefecilerin bir yerde durması söz konusu değildir. Zaman geçtikçe çoğalmakta ve sabit bir yerde durmamaktadırlar. Sadece aklı esas alan felsefeciler, hiçbir noktada ittifak edememişler, birbirlerini tekzip ve birbirlerinin fikirlerini çürütmekle meşgul olmuşlardır.

Ama bütün peygamberler aynı musluktan ve aynı sofradan beslendikleri için, gelen her peygamber aynı davayı anlatmış ve aynı hakikati ders vermiş ve aynı çizgide ittifak etmişlerdir. Her gelen peygamber, bir önceki peygamberi kabul ve tasdik edip, daha sonra gelecek peygamberi de müjdelemiştir. Bunun için de aynı kaynaktan beslenen ve gelişen insanlığa göre sistem getiren Peygamberlik sistemi, daima inkişaf edecek ve en sonunda bir yerde duracaktır. Çünkü Peygamberlerin getirdiği sistem birgün gelecek bütün dünyaya ve bütün insanlığa yetecek duruma geleceğinden bir yerde kemalini bulacak ve duracaktır. Bu küllî kaideye göre, peygamberlerin bir sonuncusu gelecektir. Buna binaen, Hz. Muhammed (a.s.m) bütün peygamberlerin sonuncusudur ve ondan sonra peygamber gelmeyecektir. Çünkü O'nun (a.s.m) getirdiği Kur’an-ı Kerim'in kapsadığı şeriat, kanunlar, ulvi hasletler ve bütün güzellikler her zamanı doyuracak bir kemaldedir. Ayrıca Allah'ın "O Kur'anı biz indirdik; O'nu koruyacak da biziz" ayet-i kerimesinde de Kur'an’ın İlahî himayeye sahip olduğu, kıyamete kadar tek bir harfinin değişmeyeceği, dolayısıyla başka kitaba ve başka bir peygambere ihtiyaç olmayacağı da ifade edilmektedir.

Dolayısıyla asıl ve esas olarak birden gelen ve zamanın ilcaatına göre tekesssür edip çoğalan şeyler mahiyet itibariyle en sonunda yine birleşir ve tevhidleşir. Bir çekirdekten meydana gelen bir ağacın bütün farklı parçları en sonunda yine bir çekirdekte birleşmesi gibi, aynı şekilde Nur-u Muhammedi (a.s.m) ile başlayan hilkat alemi bütün varlıklara şubelenip en sonunda da Şahsiyet-i Muhammedide (a.s.m) şekillendiği gibi, aynı asıldan ve vahiyden beslenen ama farklı asırlar ve mekanlarda farklı farklı şeriatlere inkılap eden İlahi mesaj da en sonunda Kur'an ve Sünnet-i Rasulullah'ta tevhide kavuşmuş oldu. Bundan gayrı farklı bir şey söylenmesine de gerek kalmamıştır. İnsanlığı terakki etmesinden hasıl olan ihtiyaçlara cevap verecek olan mezhepler, içtihatlar, yetişen meslek ve meşrepler hep bu kaynağın içinden ve özünden beslenmelidir. Bundan az inhiraf edenler ise ehl-i bid'a ve dalalet fırkası olarak anılacaktır.

Bu sorunun ikinci bir cevabı da şudur: Önceki Peygamberlerin (a.s) lokal ve kısmi mesajları Hz Muhammed (a.s.m) ile birlikte evrensel ve nihai biçimini almıştır. O'ndan önce teselsül yahut başkalık (başka veya yeni bir peygamber ihtiyacı) mümkun idi. Ancak Hz Muhammed (a.s.m) ile birlikte bir'lik yani evrensel tevhid inancı temin edildigi icin, Ondan sonra peygamber gelmesi ancak mevcudun dejenerasyonu anlamına gelir. Mesela, inşaat halindeki bir evde muhtelif duvarlar ve direkler yükselebilir. Ne zaman ki bu muhtelif, müteaddit, müteselsil duvarlar ve direkler birbirlerine raptedilip tevhid edilir, o zaman o bina tamamlanır.

Bu yüzdendir ki bina tamamlandıktan sonra ona ekleme - çıkarma yapmak; ya binayı yıkmak manasina gelir ya da onu bir yapan mahiyetten çıkarmak demektir. Bütün'e plan harici ekleme yapmak bütün'den parca çıkarmak ile aynı neticeyi verir. Sonuç ise "bütün'ün sonsuz parçalanmasıdır."

Meselenin daha iyi anlaşılması için şu misali de vermek isteriz: Bir dağın zirvesine tırmanmak için 10 dağcının zirveye doğru yola çıktığını farz edelim. Bu dağcılar zirveye vardıktan ve oklar kesiştikten sonra artık tırmanacak bir şey kalmayınca tırmanmaya ekleme yapmak yani tamam olanın ötesine devam etmek veya yürümek olmaz. Zira hedef tamamlanmış en zirveye gidilmiştir. Bundan sonra yapılacak bir ilerleme artık ileriye değil geriye olacaktır. Geriye doğru hareket ise gerileme, ayrışma ve bölünme anlamına gelir. Doruğa ve hedefe varıp en üst mertebeye çıktıktan sonra elde edilen vahidlik ve bütünlüğe yapılacak her türlü ekleme, mükemmelliği ve istenen hedefi küçültmeye ve parçalamaya geri atmak demektir.

Hz Muhammed'in son Peygamber olmasının manevi sebebi, insanlığın bu dünya şartlarında terakkisi için Peygamberliğin artık söyleyecek baska sözünün kalmamasıdır. İman, itikat, ibadetler ve muamelat açısından Allah'ın insanlık için irade ettiği ve اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دٖينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتٖى وَرَضٖيتُ لَكُمُ الْاِسْلَامَ دٖينًاۜ (Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslâmiyet’i beğendim. Maide, 3) ayetinde buyurulduğu gibi İslam dini artık gelmiş ve insanlığı kıyamete kadar aydınlatacaktır. Kur'anın muhatabı sadece müminler değil bütün insanlık olduğu için Allah'ın tüm insanlara beğendiği ve ikmal ettiği din de islam olmaktadır. İslamiyet dinin nihayeti ve kemali oldugu icin, Hz Muhammed de (a.s.m) son Peygamberdir.

مِن قَبْلِكَ Burada mevzu edilen bu kelimeden remzen veya îmaen fehmedilen mana Peygamber Efendimizin (asm) hâtemü’l-Enbiya olmasıdır. Çünki ﻚ zamirinden maksud Resulullah’tır (asm). 'Senden öncekiler' ifadesiyle ile ﻚ zamirinin merkeziyetinden bütün Peygamberlerin O’nun (asm) hâtemiyetine imza bastığı fehmolunur.

Bununla beraber aşağıdaki ifadeler O zatın (asm) hatemiyetine mufassal izahlardır.(2)

* Bütün enbiya hayattar kökleri, bütün evliya taravettar semereleri bir şecere-i nuraniyedir ki;

* Hem madem nev'-i beşerde nübüvvet vardır. Ve yüz binler zât, nübüvvet dava edip mu'cize gösterenler, gelip geçmişler. Elbette umumun fevkinde bir kat'iyyet ile nübüvvet-i Ahmediye (asm) sabittir. Çünki İsa Aleyhisselâm ve Musa Aleyhisselâm gibi umum resullere nebi dedirten ve risaletlerine medar olan delail ve evsaf ve vaziyetler ve ümmetlerine karşı muameleler; Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'da daha ekmel, daha câmi' bir surette mevcuddur.

* Nasılki Nur-u Muhammedî ve hakikat-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, divan-ı nübüvvetin hem fâtihası hem hâtimesidir. Bütün Enbiya, onun asıl nurundan istifaza ve hakikat-ı diniyenin neşrinde onun muînleri ve vekilleri hükmünde oldukları ve nur-u Ahmedî (asm) cebhe-i Âdem'den tâ Zât-ı Mübarekine müteselsilen tezahür edip neşr-i nur ederek intikal ede ede tâ zuhur-u etemle kendinde cilveger olmuştur.

Enbiya-i sâlifînde nübüvvete medar ve esas tutulan noktalar ve onların ümmetleriyle olan muameleleri hakkında -yalnız zaman ve mekânın tesiriyle bazı hususat müstesna olmak şartıyla-yapılacak tam bir teftiş ve kontrol neticesinde, Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'da daha ekmel, daha yükseği bulunmakta olduğu tahakkuk eder. Binaenaleyh nübüvvet mertebesine nâil olanların hey’et-i mecmuası, mu'cizeleriyle ve sair ahvalleriyle, lisan-ı hal ve kal ile, nev'-i beşerin sinn-i kemale geldiğinde Üstadü’l-Beşer unvanını taşıyan Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ın sıdk-ı nübüvvetine ilân-ı şehadet etmişlerdir. O Hazret de (asm) bütün mu'cizeleriyle Sâni'in vücud ve vahdetini, nurlu bir bürhan olarak âleme ilân etmiştir.

Dipnotlar:

(1) bk. İşaratü'l-İ'caz, Bakara Suresi, 4. Ayet Tefsiri.
(2) bk. age.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 9.875
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Adem68474

Bu meseleye madde aleminden bir misal verilebilir mi?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale
Bütün türler bir ana ve babadan doğarlar sonra hepsi ölürler. Türlerin ilanihaye gitmesi mümkün değildir. 
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...