Hudus ne demektir, kısaca açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hudûs; sonradan olma, ezelî olmama demektir. Kelam âlimlerinin devir ve tesülsülü reddeden on iki temel delillerinden birisi hudûs, diğeri de imkân delilidir. Üstad Hazretleri bu iki delile hususi bir ehemmiyet vererek, bunları müstakil bahisler olarak ele almıştır. Üstad'ın bu konudaki izahı şöyledir:

“Gel gelelim 'hudûs'a. Mütekellimîn demişler ki: 'Âlem, müteğayyirdir. Her müteğayyir, hâdistir. Her bir hâdisin, bir muhdisi, yani mûcidi var. Öyle ise bu kâinatın kadîm bir mûcidi var.'

"Biz de deriz: Evet, kâinat hâdistir. Çünkü görüyoruz her asırda, belki her senede, belki her mevsimde bir kâinat, bir âlem gider, biri gelir. Demek, bir Kadîr-i Zülcelâl var ki, bu kâinatı hiçten icad ederek her senede belki her mevsimde, belki her günde birisini icad eder, ehl-i şuura gösterir ve sonra onu alır, başkasını getirir." (Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Otuzuncu Pencere)

Üstad Hazretleri bu derste kâinatı Allah’ın yarattığına, bu âlemin müteğayyir olmasını delil getiriyor. Müteğayyir, değişen demektir. Değişen her şey mahluktur. Zira değişmenin bir başlangıç noktası vardır. Değişen bir şey ezelî olamaz. Bir başlangıç noktasından itibaren daima değişikliğe uğramıştır. Yine Üstad'ın beyan ettiği gibi;

"Bir şey kanun-u tekâmülde dâhil ise, o şeyde âlâ-küllî-hâl neşvünema vardır. Neşv-ü nemâ ve büyümek varsa, ona âlâ-küllî-hâl bir ömr-ü fıtrî vardır. Ömr-ü fıtrîsi var ise, âlâ-küllî-hâl bir ecel-i fıtrîsi vardır." (bk. age., Yirmi Dokuzuncu Söz, İkinci Masat)

Kâinatın kendisinde de meyveleri olan canlılarda da bir kemal noktasına doğru değişme vardır. Her şey bu noktaya doğru ilerleyecek, o noktada duraklama dönemine girecek, daha sonra zevale meylederek sonunda ölecektir. Kâinatın meyveleri olan bütün canlılarda hükmeden bu kanun kâinat için de geçerlidir. O da bir ilk noktadan itibaren gelişmeye, büyümeye, yayılmaya başlamış, sonra insanın yaratılmasıyla kemalini bulmuş aynı zamanda zevale meyletmesi de başlamıştır. Evveli olanın ahiri de olacağına göre, bu âlemin de bir ahiri vardır. Ahiri ve evveli olan her şey mahluktur. Zira ezelî ve ebedî olmak, ancak Allah’a mahsustur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 6.815
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Kullanıcı

HUDUS

1. Âlem (kâinat) değişmektedir → yani mütegayyirdir.

2. Her değişen şey, zamanla meydana gelmiş demektir → hâdistir (kadîm değildir).

3. Her hâdis, onu var eden bir sebebe, bir muhdise (yaratıcıya) muhtaçtır.

Burada yine mütegayyir olma üzerinden hadis olma durumu inceleniyor, yoktan var olma üzerinden değil. 

4. O halde kâinatın bir muhdisi, yani kadîm (ezelî) bir Yaratıcısı vardır.Hudûs delili ilk adımda “yoktan yaratma”yı değil, “değişen şeyin kendinden var olamayacağını” gösterir.Ama bu değişim, varlığın “ezelî olmaması” sonucuna götürür.Ezelî olmayan şey ise bir başlangıca sahiptir — yani yokluktan varlığa geçmiştir.Dolayısıyla “muhdis” kelimesi nihayetinde “yoktan var eden” anlamına ulaşır.Ama bu anlam, doğrudan değil, tegayyür (değişim) delilinden mantık yoluyla çıkar.

5. O da Allah’tır.

"Müteğayyir, değişen demektir. Değişen her şey mahluktur. Zira değişmenin bir başlangıç noktası vardır. Değişen bir şey ezelî olamaz. Bir başlangıç noktasından itibaren daima değişikliğe uğramıştır."

Âlemin mütegayyir olması, yani başkalaşması, yani bir halden diğerine geçmesi hadis olmasıdır.

" Aynı havuzda iki kez yıkanılmaz. " sözü de bunu teyid ediyor. Değişim bu noktada vardan farklı var etmedi. Ama hadis, bunu içine almakla beraber, yokluktan var etmeyi de içine alır. Kâinatın yoktan var edilmesi de hâdistir, değişime uğraması da. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Kullanıcı

"Demek, bir Kadîr-i Zülcelâl var ki, bu kâinatı hiçten icad ederek her senede belki her mevsimde, belki her günde birisini icad eder, ehl-i şuura gösterir ve sonra onu alır, başkasını getirir."

Dolayısıyla “hiçten icad” ifadesi mecazîdir;

buradaki “hiç” = öncesinde görünürde ortada olmama,

yani madde planında yokluk gibi duran bir gizlilik hâlidir.

 Neden “hiçten icad” ifadesi yine de doğru kabul edilir?

Çünkü:

Tohumdan çıkan ağacı sen görürsün ama tohumun kendisi ağacı açıklayamaz.

Bir çekirdekten çıkan meyve, potansiyeli aşan bir yeni varlıktır.

Yani madde sadece perdedir; asıl icad yine “hiçten” gibidir.İnsan aynı malzemeleri alsa,

aynı suyu, aynı toprağı, aynı tohumu kullansa da

bir yaprağı, bir çiçeği bile yaratamaz.

Yani Allah’ın kudreti açısından,

bu yaratma ilk yaratılış kadar harika,

“hiçten yaratmak gibi”dir.Bu noktada pasajda "gibi"  kaldırılsa hiçten yaratmak dese fark olmaz, zira buna da insanoğlu güç yetiremez. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...