Block title
Block content

"Nur-u azam olan risalet ise, akrebiyet-i İlahiyenin inkişafı sırrına bakar." cümlesini açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İKİNCİ VECİH: Sahâbelerin kurbiyet-i İlâhiye noktasındaki makamlarına velâyet ayağıyla yetişilmez. Çünkü Cenâb-ı Hak bize akrebdir ve her şeyden daha ziyade yakındır; biz ise Ondan nihayetsiz uzağız. Onun kurbiyetini kazanmak iki suretle olur:"

"Birisi: Akrebiyetin inkişafıyladır ki, nübüvvetteki kurbiyet ona bakar ve nübüvvet veraseti ve sohbeti cihetiyle Sahâbeler o sırra mazhardırlar."

"İkinci suret: Bu'diyetimiz noktasında kat-ı merâtip edip bir derece kurbiyete müşerref olmaktır ki, ekser seyr ü sülûk-u velâyet ona göre ve seyr-i enfüsî ve seyr-i âfâkî bu suretle cereyan ediyor."

"İşte, birinci suret sırf vehbîdir, kisbî değil. İncizabdır, cezb-i Rahmânîdir ve mahbubiyettir. Yol kısadır, fakat çok metin ve çok yüksektir ve çok hâlistir ve gölgesizdir. Diğeri kisbîdir, uzundur, gölgelidir. Acaip harikaları çok ise de kıymetçe, kurbiyetçe evvelkisine yetişemez."

"Meselâ, nasıl ki dünkü güne bugün yetişmek için iki yol var: Birincisi, zamanın cereyanına tâbi olmayarak, bir kuvvet-i kudsiye ile fevkazzaman çıkıp, dünü bugün gibi hazır görmektir. İkincisi, bir sene kat-ı mesafe edip, dönüp dolaşıp düne gelmektir. Fakat yine dünü elde tutamıyor; onu bırakıp gidiyor."

"Öyle de zâhirden hakikate geçmek iki suretledir: Biri, doğrudan doğruya hakikatin incizabına kapılıp, tarikat berzahına girmeden, hakikati ayn-ı zâhir içinde bulmaktır. İkincisi, çok merâtipten seyr ü sülûk suretiyle geçmektir. Ehl-i velâyet, çendan fenâ-i nefse muvaffak olurlar, nefs-i emmâreyi öldürürler; yine Sahâbeye yetişemiyorlar. Çünkü sahâbelerin nefisleri tezkiye ve tathir edildiğinden, nefsin mahiyetindeki cihâzât-ı kesire ile ubudiyetin envâına ve şükür ve hamdin aksâmına daha ziyade mazhardırlar. Fenâ-i nefisten sonra ubudiyet-i evliya besâtet peydâ eder."(1)

Velayeti Kübra mesleği daha çok tasavvuf mesleğinin velayet yolları ile mukayese edilen bir meslektir. Üstat bu iki temel mesleği akrebiyet ve kurbiyet olarak vasıflandırıyor. Akrabiyet sahabe mesleği kurbiyet ise tasavvuf mesleğini temsil ediyor.

Buradaki zaman örneği  iki meslek arasındaki farka işaret için veriliyor. Yani bir temsil dürbünüdür.

Seyru süluk tasavvuf büyüklerinin belirlemiş olduğu bir takım usuller ve yollarla uzun ve meşakkatli bir zaman ve müddetten sonra kalbin olgunlaşıp Allah'a teveccüh etmesi ve marifet kazanmasıdır. Kalbin velayet kazanıp Allah'a yaklaşmasıdır. Bu meslek temsilde zamanın uzunca dolaşıp düne ulaşması ile tasvir ediliyor. Tarikat ve tasavvuf berzahı ile hakikatlere ulaşmak hem uzun hem de meşakkatli ve risklidir. Bu kurbiyet mesleğidir.

Akrabiyet mesleği ise zamanın üstüne çıkıp düne atlamak şeklinde tasvir ediliyor ki burada asıl vurgulanan husus vehbiliktir. Yani kul burada mutlak bir teslimiyet ve tevekkül manası ile kesbini işin içine karıştırmadığı için Allah mükafat olarak hakikatleri zahmetsiz ve meşakkatsiz olarak bu kula  ihsan ediyor. Halbuki kurbiyet mesleğinde kesp ve insanın benliği işe müdahildir; bu da yolu uzatıp meşakkatli hale getiriyor.

Akrebiyet Allah’ın kula olan yakınlığı hissedip bu noktada marifet kazanmak iken kurbiyet kulun kendi gücü ve kesbi ile Allah’a yaklaşma çabasıdır. Güneş ısı ve ışığı ile bizim göz bebeğimize kadar girmiştir; biz bunu hissedip bu noktadan güneşe baksak güneşi hakiki anlamda tanıyabiliriz. Lakin güneşi tanımak için güneşin üzerimizdeki tecellisine bakmayıp sırf güneşin zatına kendi imkan ve kesbimizle yaklaşmaya çalışsak güneş bizden milyonlarca yıl uzaklıktadır. Acaba hangi marifet  yolu güneş hakkında daha  kolaydır elbette güneşin üzerimizdeki tecellilerini okumak yolu daha selametli ve daha kolaydır.

İşte akrabiyet, yani sahabe mesleği Allah’ın isim ve sıfatlarının üzerimizdeki tecellilerini görüp marifet kazanma yoludur. Kurbiyet mesleği ise riyazet ve nefsi ıslah etmek gibi uzun ve meşakkatli metotlar ile Allah’a yaklaşmaktır. Akarabiyette acz ve fakr hükmeder Vehbi bir marifettir, kurbiyette ise gayret ve riyazet hükmeder kesbi bir marifet kazanma yoludur.

"Nur-u azam olan risalet ise, akrebiyet-i İlahiyenin inkişafı sırrına bakar." Buradaki maksat, peygamberler bir hakikati anlamak ve idrak etmekte zamana ve çalışmaya mecbur değillerdir. Zira peygamberlerin mesleği Vehbidir, yani Allah vergisidir. Allah bir şeyi verirken zamana ve şartlara uymakla mükellef olmadığı için bir anda verir bir anda en yüksek makama çıkarır. Peygamber Efendimiz (asm)'in miracı  Vehbilik ve akrebeyet-i İlahi’nin bir tezahürü bir açılımıdır. 

Tasavvuf mesleğinde olduğu  gibi kurbiyet yöntemi ile hakikatlere yelken açmıyorlar. Cazibe-i Rabbaniyeye kendilerini salıveriyorlar o cazibe onları en yüksek makamlara savuruyor.

Kurbiyet mesleğinde giden bir veli  -tabiri yerinde ise- güneşe der, "Sen yerinde dur, ben sana geleceğim sen zahmet etme." güneş "Madem öyle, o zaman gel de görelim." der; bu adamı kendi kesbi ile baş başa bırakır uğraşsın dursun.

Akrabiyet mesleğinde olan bir veli ise nihayetsiz acizlik ve fakirliğini hisseder ve güneşe der "Ben acizem sen kudretlisin, ben fakirem sen zenginsin, beni kendine celp et, beni makamına al." diye tazarru eder. Güneşte bu hali beğendiği için bir anda makamına alır ve onu marifet deryasına atar; onu nuru ile gark eder feyasübahnallah acib bir sırr-ı ubudiyet.

(1) bk. Sözler, Yirmi Yedinci Söz'ün Zeyli.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

bahauddin
Sizin bu yorumlarınızdan Şahı Geylani, İmam-ı Rabbani , Mevlana Halid gibi zatlar sahabaye yetişememiştir. Ama risale-i nurlarla sahabeye yetişilebilir. Yani nur talebeleri onlardan üstündür gibi bir mana çıkar. Bunu unutmayın. Edebi olmayanın hiçbir yoldan nasibi yoktur.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Evvela; sahabelere, ne bir Nur talebesi, ne Üstad Hazretleri, ne de Şahı Geylani, İmam-ı Rabbani, Mevlana Halid gibi müceddidler yetişemezler, bu Ehl-i Sünnetin kati bir kaidesidir. En büyük veli, en küçük sahabeye yetişemez.

İkincisi; Şahı Geylani, İmam-ı Rabbani, Mevlana Halid gibi mübarek zatların makamı velayet-i kübra makamı olup, Üstad Hazretleri ile aynı kulvardadırlar. Bu yüzden bu zatlara Nur talebeleri yetişemez.

Üçüncüsü;
Risale-i Nurun hiçbir yerinde sahabelere karşı rüçhaniyet davası güdülmemiştir. Bilakis altı yerde sahabelere neden yetişilemeyeceği kati bir şekilde ispat ediliyor. Bunları dikkate almadan, tahkik etmeden yorum yapmak; kardeşlik ilişkilerine zarar verir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
fakirullah

"Umum müçtehidîn değil; belki Ebu Hanife, Mâlik, Şafiî, Ahmed İbn-i Hanbel; şahların, aktabların fevkındedirler. Fakat hususî faziletlerde Şah-ı Geylanî gibi bazı hârika kutublar, bir cihette daha parlak makama sahibdirler. Fakat küllî fazilet imamlarındır. Hem tarîkat şahlarının bir kısmı, müçtehidlerdendir; onun için umum müçtehidîn, aktabdan daha efdaldir denilmez. Fakat Eimme-i Erbaa, Sahabeden ve Mehdi'den sonra en efdallerdir denilir. Mektubat ( 280 )"

Buradaki sıralamada Sahabe, Mehdi, 4 Mezhep İmamı(RA) ve Gavs-ı Geylani(KS), İmam Rabbani gibi zatlar geliyor. Son asırda Risalei nurla açılan veraset-i nübüvvet yolu Sahabe mesleğidir; yol çok yüksek ve gölgesizdir; bu yolda gidebilen nur talebeleri Tarikat şahlarının açtığı velayet-i vusta ve suğra yolunda suluk eden salihlerden daha yüksek makama çıkabilirler, diye anlamamız lazım. Yol açıktır ama ahir zamanın istidatları köreltmesi sebebiyle yol yüksek de olsa, sahabe mahiyetlerine yetişmek muhaldir. Üstad Hz.:"Keşki birtek namaza bu kelime gibi muvaffak olsaydım, bir sene ibadetten daha iyi idi. Namazdan sonra anladım ki; o hatıra ve o hal, sahabelerin ibadetteki derecelerine yetişilmediğine bir irşaddır. Sözler ( 491 )" diyerek bunu izah etmiş.

Yine de Kab-ı Kavseyn'den ders alan Hasan Feyzi Abi, Üstadla zaman mekansız görüşen Hafız Ali Abi gibi nur talebelerinin çok keyfiyetli ubudiyetleri nurlarla tahakkuk etmiş. Ayrıca Üstad Hz(RA) de nur talebesidir ve Risalelerle açılan yolun müntehasına vasıl olmuştur, ki Üstadın makamı külliyatta tarif edilmiş. Buna : "Enbiyadan sonra nev'-i beşerin en efdali sahabe olduğu, Ehl-i Sünnet ve Cemaatın icmaı bir hüccet-i katıadır ki; o rivayetlerin sahih kısmı, fazilet-i cüz'iye hakkındadır. Çünki cüz'î fazilette ve hususî bir kemalde, mercuh racihe tereccuh edebilir. Sözler ( 489 )" ancak cüzi faziletlerde sahabe ile aynı veya efdal olunabilir yoksa külli faziletlerde değil, demiş.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...