"O hakâik-i nisbiye, ahirette hakâik-i hakikiyeye inkılâb ettiği gibi..." Bu kısmı açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hakîm-i Ezelî, inayet ve hikmet-i ezeliyesinin iktizâsıyla şu dünyayı tecrübe ve imtihana meydan olmak için yarattı. Tecrübe ve imtihan neşvünemâya sebeptir. O neşvünemâ, istidâdâtın inkişafına sebeptir. O inkişâf, kabiliyatın tezahürüne sebepdir. O tezahür, hakâik-i nisbiyenin zuhuruna sebeptir. O hakâik-i nisbiye, ahirette hakâik-i hakikiyeye inkılâb ettiği gibi; dünyada da bütün kâinatın revabıtı ve tutkalı hükmünde olan meratib-i nisbiyenin takarruruna sebeptir."(1)

“O hakâik-i nisbiye, ahirette hakâik-i hakikiyeye inkılâb ettiği gibi;” Nisbi emirler ve fiiller, kainatta çoklukla bulunan ve nizamlar arasında ya da kainatın cüzleri arasındaki kıyasi ve nisbi bağlardır. Harici bir vücudu olmayan, zıddının müdahalesi ile anlaşılan varlık ile yokluk arasında bir keyfiyettir. Bunlara orantısal farazi hatlar da denilebilir; yani orantı kurulduğu zaman anlaşılan şeyler demek.

"Hakaik-i nisbiye denilen şeyler, kâinatın eczası arasında bulunan rabıtalardır. Ve kâinattaki nizam, ancak hakaik-i nisbiyeden doğmuştur. Ve hakaik-i nisbiyeden kâinatın envaına bir vücud-u vâhid in’ikâs etmiştir."

"Hakaik-i nisbiye, büyük bir ölçüde hakaik-i hakikiyeden çoktur. Hatta bir zatın hakaik-i hakikiyesi yedi ise, hakaik-i nisbiyesi yedi yüzdür."(2)

Burada da ifade edildiği gibi, bir insanın hakiki bir sıfatı varken başkalarına nispetle bu sıfat binlerce mertebe alabilir; kötü, orta, iyi, daha iyi çok daha iyi gibi... Mesela;

Cömertlikte Hateme-i Tai, dillere destan olurken, sıradan bir cömert de sıradan kalıyor. Bunun sebebi cömertliğin sabit bir hakikatinin yanında, binlerce izafi hakikati de vardır. Hatem-i Tai’yi diğer cömertlere üstün kılan nisbi halidir.

İşte buradaki nispi hakikatlerde elde ettiğimiz bütün mertebeleri, Allah ahirette hakiki bir şekilde bize ihsan edecektir. Tabi ilmi vücudunu bilebildiğimiz şeylerin mahiyet ve keyfiyetini bilmemiz zordur.

Burada göreceli ve zayıf bir şekilde tecelli eden isimler, ahirette tam ve eksiksiz bir şekilde tecelli edecek. Yani İlahi isimlerin buradaki tecellileri nispi iken, ahiretteki tecellileri hakiki ve tam olarak tecelli edecek demektir.

Mesela, Rezzak ismi dünyada bir takım sebeplerin eli ile ve nispi bir şekilde tecelli ederken, ahirette doğrudan ve tam tecelli edecek. Dünyada bir elma yiyebilmek için ağaç ekilecek, budanacak, sulanacak, üzerinde mevsimler geçecek vesaire. Ve elde edilen elmanın tat ve lezzeti de ahirettekine nispetle çok basit ve zayıf bir tattır. Rezzak ismi ahirette öyle bir tecelli edecek ki, insan rızkın peşinden değil, rızık insanın peşinden koşacak. Bu kıyas ve ölçü diğer bütün isimler içinde geçerlidir.

Yani “Hakâik-i hakikiyeye” tabiri İlahi isimlerin ahirette sebepsiz ve haşmet ile tecelli etmesine işaret ediyor.

Bir de bu isimler ve manaları ahirette takarrur edecek, yani kararlı ve sabit bir şekilde tecelli edecek demektir. Cennet mükafat açısından kararlı ve devamlı olacağı gibi, cehennem de azap ve ceza açısından kararlı ve devamlı olacaktır. Orada insanların gönlünde "Aacaba şu ortam bir gün gelir değişir mi?" endişesi olmayacak. Değişme müspet ve nimetlerin çeşitliliği açısından olacak. Yani cennet de cehennem de müstakar ve istikrar içinde olacak.

Dipnotlar:

(1) bk. Nokta Risalesi.
(2) bk. İşaratü'l-İ'caz, Fatiha Suresi Tefsiri.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...