Block title
Block content

On Üçüncü Lem'a'nın, vesveseden bahseden Altıncı İşaret'ini açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Ey sû-i vesveseden meyus nefsim! Tedâi-yi hayalât, tahattur-u faraziyat, bir nevi irtisam-ı gayr-ı ihtiyarîdir. İrtisam ise, eğer hayırdan ve nuraniyetten olsa, hakikatin hükmü bir derece suretine ve misaline geçer: güneşin ziyası ve harareti, âyinedeki misaline geçtiği gibi. Eğer şerden ve kesiften olsa, aslın hükmü ve hassası, suretine geçmez ve timsaline sirayet etmez. Meselâ necis ve murdar bir şeyin âyinedeki sureti ne necistir, ne murdardır. Ve yılanın timsali ısırmaz. İşte şu sırra binaen, tasavvur-u küfür, küfür değil; tahayyül-ü şetm, şetm değil. Hususan ihtiyarsız olsa ve farazî bir tahattur olsa, bütün bütün zararsızdır."(1)

Nurani varlıklar ile onun zıddı olan kesif varlıkların yansıması ve temessülündeki  durumlar  farklılık arz eder; hükümleri başka başkadır. Biri hakiki olarak yansır, diğeri sadece görüntü olarak yansır.

 Nurani bir varlık yansıdığı yere, kendi aslındaki vasıfları da götürür. Bir nevi, yansıyan ile yansımaya mahal olan şey aynı gibi olur. Mesela, aynada yansıyan güneş, kendine özgü vasıflarını aynaya da aksettirir. Bir nevi, küçük bir güneş o ayna da oluşur. Aynı güneş gibi o da ısı ve ışık verir. Fark sadece azamet ve kibriyadadır. Yani nuranin temessülü, temessül ettiği yeri, yani yansıdığı yeri, kendi gibi yapar.

Kesif şeylerde, yani madde ve cismin hükmettiği şeylerde ise, yansıma, temessül sadece görüntü olarak vardır; vasıflar oraya aksetmez. Onun için, yansıyan şey ile yansımaya mahal olan şey farklıdır. Aralarındaki tek ilişki, görüntü naklidir. Mesela, maddi ve kesif olan bir taş, aynada yansısa, sadece görüntüsü oraya gider. Taşın kendisine ait vasıflar oraya geçmez.

İşte, insanın mahiyeti ve zihni de bir ayinedir. Bu aynaya, nurani şeyler de yansıyor, kesif şeyler de yansıyor. Zihin aynasına nurani ve hayırlı bir şey yansıdığı vakit, kendine ait vasıfları da oraya taşıdığı için, zihne nuraniyet ve hayır getiriyor. Adeta o zihni, hayır ve nura çeviriyor. Onun için, hayırlı ve nurani şeyler ile meşgul olmak gerekiyor.

 Ama kesif ve şer bir şey, zihin aynamıza yansıdığı zaman, onun hükmü hakiki olmuyor. Sadece bir görüntü olarak orada beliriyor. Vasıflarını taşımadığı için zarar veremiyor.

“İşte şu sırra binaen, tasavvur-u küfür, küfür değil; tahayyül-ü şetm, şetm değil. Hususan, ihtiyarsız olsa ve farazî bir tahattur olsa, bütün bütün zararsızdır.”

Mesela, aynada görünen bir yılan, nasıl bize zarar vermez. Zira yılan aynada sadece görüntü olarak var. Hakiki olarak orada olmadığı için bizi ısıramaz. Aynen bunun gibi, şer ve çirkin haller, zihin aynamızda belirdiği zaman, sadece görüntü olarak ordadır. Hakiki olarak orada olmadıkları için, o gibi haller bize zarar veremez. Ama nurani şeyler, zihin aynasında belirdiği  zaman, hakikiye yakın oldukları için, hayır sınıfından sayılmışlardır. Nasıl, aynada güneş yansıdığı zaman, gözümüzü kamaştırır. Hatta ısı da verir. Aynen bunun gibi, nurani ve hayırlı şeyler, zihin aynasında hakikati ile ordadır ve orada olduğu için de hayır hükmündedir, sahibine müspet tesir eder.

Bizim zihnimizde iradesiz ve istem dışı olarak beliren küfür ve şer gibi şeyler, kesif ve bulaşıcı olmadığı için bize zarar vermez. Zarar verdi zannına düşersek, zarar vermiş olur. Onun için istem dışı gelen pis hayalleri ya da fikirleri kendi malımız gibi sahiplenmeyelim, şeytanın zayıf bir üflemesi olarak bilelim ki, kalbimiz rahat etsin. 

İmkan-ı Zati: Bir şeyin aslında mümkün olma haline denir. Yani bir şeyin olabilirlik halidir.

Mesela, Karadeniz, zatında pekmez denizine dönüşebilir. Allah dilerse Karadeniz’i pekmez haline dönüştürebilir. Bu zatında mümkündür. Yani olması mümkün bir şeydir.

Bir de zatında muhal olma hali vardır. Yani hiçbir zaman olması mümkün olmayan şeylere denir. Mesela, bir insanın uluhiyet kazanması, zatında mümkün olmayan bir şeydir. Mahlukat hiçbir zaman uluhiyet vasfı kazanamaz. Bu, zatında mümkün olamayan bir şeydir. İmkan-i zati, imkan-ı muhalin tam karşıtıdır.

İmkan-i Zihni: Zatında mümkün olan bir şeyin, zihnen olmuş gibi kabul edilme halidir. Mesela Karadeniz’in pekmez olması zatında mümkündür diye, zihnen de pekmez kabul etmek, akli bir hastalıktır. Bir şeyin zatında mümkün olması, zihnen de olmasını gerektirmez. Bizim bir şeyi zihnen kabul etmemiz, bir delil ve burhan ile olabilir. Yani delil ve işaretler Karadeniz’in pekmeze dönüştüğünü gösteriyor ise, ancak o zaman zihnen onun pekmez olduğunu kabul ederiz. Yoksa, delilsiz ve işaretsiz, sadece zatında mümkündür diye, onu pekmez olarak kabul etmemiz bir hastalıktır. Bu yüzden imkan-ı zati ile imkan-ı zihniyi karıştırmamak gerekir.

Vesvesenin asıl kaynağı cehalet ve rehbersizliktir. Üstad Hazretleri bu hususu şu cümle ile özetliyor: 

"... Zira şu vesvese öyle bir şeydir ki, cehil onu davet eder, ilim onu tard eder. Tanımazsan gelir, tanısan gider..."(2)

Öyle ise vesvese düşmanına karşı en güzel silah, ilim ve irfandır. Yani vesvese ettiğin şeyin içyüzünü bilmek ve o konuya etraflıca vakıf olmak, vesvesenin halli için kafidir. Bu yüzden korkmadan, telaş etmeden vesvese edilen noktaların talim ve tetkiki yoluna gidilmelidir. Vesvese aynı zamanda ilim ve irfanın  teşvikçisidir.

Bu noktada, yani vesveseye düştüğümüz hususlarda ve konularda  ölçümüz ve rehberimiz, sünnet-i seniye  ve alim kimselerin yazmış oldukları kitaplardır.

Mesela, imani bir konuda, acaba hak bu mu, yoksa şu mu diye bir tereddüde düşersek, şeytan da bu tereddüdü işletmeye yeltenir ise, hemen rehberimiz olan Kur’an ve sünnete bakıp işin aslını oradan öğreneceğiz ki, şeytanın maskarası olmayalım. İşin aslını talim ettikten sonra, vesvesenin kökü kurumuş olur ve zamanla kalıntıları da kendiliğinden gider.

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, On Birinci Mektup.
(2) bk. Sözler, Yirmi Birinci Söz, İkinci Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Altıncı İşaret | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 4107 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...