Peygamberlere neden ihtiyaç var; peygamberler olmadan insanlar ilahi kitapları anlayamaz mıydı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"...Anlaşılmaz bir kitap, muallimsiz olsa, manasız bir kâğıttan ibaret kalır."(1)

Bu hükümden de açıkça anlaşıldığı gibi, bu kâinat kitabının yazılmasındaki esas maksat, onu yapan ve yaratan Zât’ın tanınmasıdır. Peygamberler bu kitabın doğru okunması için gönderilmişlerdir. Eğer o muallimler gönderilmese bu kitap anlaşılmayacak, doğru okunmayacaktır. Nitekim, kâinatı yanlış okuyanlar, kendilerini “putlara, zamana, maddeye, evrime,…,” vermek sûretiyle doğru yoldan sapmışlardır.

Resuller ve nebiler, insanlara Cenâb-ı Hakk’ı tanıtmak, O’nun emir ve yasaklarını bildirmek, onlara hakkı ve hakikati anlatmak üzere gönderilmiş mümtaz şahsiyetler ve ilahi elçilerdir.

Bediüzzaman Hazretleri Lem’âlar adlı eserinde nübüvvetin ehemmiyetini şöyle ifade etmektedir:

“Bil ki, nev-i beşerde nübüvvet, beşerdeki hayır ve kemalâtın fezlekesi ve esasıdır. Din-i Hak, saadetin fihristesidir. İman, bir hüsn-ü münezzeh ve mücerreddir."

"Madem şu âlemde parlak bir hüsün, geniş ve yüksek bir feyiz, zahir bir hak, faik bir kemal görünüyor. Bilbedahe hak ve hakikat, nübüvvet içindedir ve nebiler elindedir.”(2)

Bir insan ne kadar zeki ve ince anlayışlı olursa olsun, mahlûk ve sınırlı olan aklı ile hak ve hakikati tamamıyla bulamaz. Birçok ulvî hakikat, ancak resuller ve nebiler vesilesiyle bilinir.

Aynı şekilde insanları irşat eden, hidayetlerine vesile mürşitler, mücedditler ve âlimler de Resul-i Ekrem Efendimizin (asm) birer varisleridir. Dünyevî işlerin yürütülmesi için her konuda farklı bilim adamalarına ihtiyaç olduğu gibi, istikamet dairesinde yaşamak ve manen terakki etmek için de Resûl-i Ekrem Efendimizin (asm) varisleri olan âlimlere ve manevî tabiplere o derece ihtiyaç vardır.

Nübüvvetin gayesi, kalplerin iman nuru ile nurlanması ve ibadetle tekâmül etmesidir. Semavî kitapların kâinattan ve ondaki hadisattan bahsetmeleri Allah’ın varlığını ve birliğini ispat, ilâhî sıfatların ve esmanın tecellilerine dikkatleri çekmek içindir. Çoğu zaman fen bilimleri manasında kullanılan felsefede ise esas olan insanın bu varlık âlemini yakinen tanıyıp ondan âzamî derecede istifade ederek, bu dünya hayatını daha rahat ve huzurlu olarak geçirmesidir.

Vahiyden mahrum bir akıl, madde âleminin yapısı ve vazifeleri hakkında bir şeyler söyleyebilir, ama “Bu âlem niçin yaratılmıştır, bu kâinatın sahibi kimdir, isimleri, sıfatları nelerdir, insan Rabbine karşı şükür vazifesini nasıl yerine getirecektir, bu dünyadan sonra hangi âleme gidilecektir?” gibi hakikatleri akıl tek başına bilemez. Bunlar ancak Kur’ân güneşinden istifade ile ve bir peygamberin rehberliğinde bilinebilir.

Hem insan; “Necisin? Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun?” suallerine cevap bulmadan rahat yaşayabilir mi? Bu suallerin cevabı ancak peygamberler vasıtasıyla bilinir.

Kur’ân-ı Kerim, Müslümanların hem şahsî ve ailevî hayatlarına, hem de içtimaî hayatına esaslar getirmiş, Allah Resulü (asm) bunları ümmetine bütün tafsilatıyla anlatmış ve hayatıyla fiilen sergilemiş, ders vermiştir. Bir Müslüman Allah’a nasıl inanacağından, namazını nasıl kılacağına, ticaret hayatında hangi esaslara uyacağına kadar her şeyi Peygamber Efendimiz (asm)'den öğrenmiştir.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, On Birinci Söz.
(2) bk. Lem'alar, On Yedinci Lem'a, Dokuzuncu Nota.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

ehliiman

Bir kitap muallimsiz olmaz diyerek Bediüzzaman hazretleri risaletin gerekliliğine işaret ediyor. Bu bahisleri okurken aklıma bir kaç seferdir matematik öğretmeni olmam hasebiyle kendisi ders çalışarak konuları öğrenen öğrencilerim ve eskiden beri bazı büyük alimlerin profesörlerin hocaların öğretmene ihtiyaç duymadan yabancı dilleri ana dilleri gibi öğrenmeleri konuşmaları geliyor. Üstadın cümleleri ile bunları nasıl imtizaç ettirebiliriz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Bazı çok zeki insanların talim sürecini hızlı geçmesi hatta bazen bazı aşamalarda muallime ihtiyaç duymadan kendiliğinden tenevvür etmeleri “Bir kitap muallimsiz olmaz” genel önermesini bozmaz.

İnsanlık tarihinin en büyük filozofu olarak kabul edilen Aristo'nun Allah’a ilk sebep diye hükmedip kainatta cari olan Uluhiyet ve Rububiyeti o müthiş aklı ile görememesi ve bulamaması ve şirke kapı açması bu işlerin Peygambersiz olamayacağının en büyük ispatı niteliğindedir.

Hatta deha derecesinde bir çok materyalist filozofun değil Uluhiyet ve Rububiyeti Allah’ın varlığını bile anlamaktan aciz kalmaları ve küfre sapmaları vahiy olmadan aklın gerçekleri görmekten ne kadar aciz olduğunun peygamberliğin gerekliliğinin bir ispatı niteliğindedir.

Alim ve profesör seviyesine gelmiş bir insanın kendi başına dil öğrenmesi normal bir durumdur. Zira almış oldukları eğitim ve öğretim altyapısı onların öğrenme kabiliyetini çok ileri boyutlara getirmiştir. Zaten eğitim ve öğretimin amacı da insanı bilgi üretme yeni bilgileri keşfetme seviyesine ulaştırmaktır.

Hiç eğitim almayan hiç öğretim görmeyen bir insanın makine mühendisi gibi mükemmel bir makine icat etmesi nasıl mümkün değilse aynı şekilde vahiy ve peygamber olmadan bir insanın kendi aklı ile Kur’an da tarif edilen Uluhiyet ve Rububiyet kavramına ulaşması ve bunu soyut aklı ile keşfetmesi mümkün değildir. Mümkün olsa idi bunu Aristo yapardı. Aristo'nun aklı ile bulabildiği Allah haşa kemal sıfatlardan yoksun bir mahalleyi idare etmekten bile aciz pasif bir ilk sebeptir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...