"Ya insaniyetten tecerrüt edip ve nihayetsiz vahşeti iltizam ederek öyle bir kalbi taşıyacak ki, kendi selametiyle beraber umumun helaketi onu müteessir etmesin; veyahut kalp ve aklın muktezasını iptal etsin..." Bu iki yolu açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanın kalbinde ne yerleşmiş ve aklında ne hükmetmiş ise, hâdiseleri o hükme göre yorumlayıp idrak etmesi fıtratın değişmez bir kanunudur.

Münkir, kâinatı manasız, başıboş, işe yaramaz ve tesadüfün oyuncağı olarak gördüğü için, her şey ona azaplı ve sıkıntılı olarak yansır. Mümin ise eşyanın çok hikmetli ve manalı olduğunu, her şeyin tedbir ve dizgininin Allah’ın elinde olduğunu bildiği için her şey ona sevimli olur ve huzur verir.

Hayata ve hâdiselere iman gözlüğü ile bakılırsa, onların arkasındaki güzellikler tezahür eder, hikmetler ve sırlar anlaşılır.

Kâfir, itikatsızlığından dolayı kötümser, karamsar, ümitsiz bakış açısına sahiptir. Dolayısı ile bu bakışı bütün varlığa yansıyor. Gülmeyi ağlamak, terhisâtı yokluk zannediyor.

Kâfirler Allah'ı ve ahireti inkâr ettiğinden, ölüm teskeresiyle ahirete giden canlıların yok olduklarını zannediyor. Allah'ı tesbih eden mevcudatı, hadsiz cenazeler suretinde görüyor.

Görüldüğü gibi kâinatın taşıdığı mâna, bakış açımıza, yani itikad-ı kalbimize göre değişiyor. Kâfir, kâinata ve ondaki hadisata baktığında cehennemî bir halet yaşarken; mü’min aynı kâinata bakıp cennet esintilerini hissedebiliyor.

Mü’minin nazarında bütün mevcudat dost ve kardeştir. Dağlar, taşlar gibi büyük cirimler Allah'ı teşbih eder. Bütün ölümler terhistir, ebedî bir âleme gitmektir.

Bu bakış açısını elde edebilmek için, insanın kalbini imanın nuru ile nurlandırması, aklını marifetle tenvir etmesi gerekir. Asıl mesele, kalb ve nazarın nasıl ve ne ile terbiye edildiğidir. Zaten insanın diğer cihazları kalbe ve akla bakar.

Kırmızı gözlük eşyayı kırmızı gösterdiği gibi, siyah gözlük de siyah gösterir. Sefih ve bozuk Avrupa da her şeyi karanlıklı ve manasız gösteriyor. Böyle bir bakış içinde insanın mutlu ve saadetli yaşaması mümkün değildir.

Ayrıca insan, fıtratı gereği başkalarının lezzeti ile mutlu olan, azabı ile acı çeken sosyal bir varlıktır. Eşi, dostu, akrabaları hatta bütün insanlar azap içinde iken, insanın hayattan lezzet alması kabil değildir. Hâlbuki kâfir, her şeyi manasız ve yokluğa mahkûm zavallılar şeklinde gördüğü için, kâinat onun nazarında umumî bir matem evi gibidir. Herkesi ağlayan yetimler şeklinde görüyor. Böyle bir halet içinde mutlu olabilmek için ya akıl ve duygular susturup hayvan gibi olunacak ya da etrafında acı çekenleri umursamayacak kadar katı bir kalp sahibi olunacak. Her iki hal de imkânsız olduğu için, küfür içinde mutluluğu yakalamak imkânsızdır, denilmiş oluyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...