"Ya insaniyetten tecerrüt edip ve nihayetsiz vahşeti iltizam ederek öyle bir kalbi taşıyacak ki, kendi selametiyle beraber umumun helaketi onu müteessir etmesin; veyahut kalp ve aklın muktezasını iptal etsin..." Bu iki yolu açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanın kalp ve aklında ne hükmedip yerleşmiş ise, o hükme göre hadiseleri yorumlayıp algılaması insan fıtratının değişmez bir prensibidir. Mesela pesimist (karamsar) bir filozof her şeyi karamsar olarak okur ve anlar, hayatı da ona göre şekillenir.

Kırmızı gözlük nasıl eşyayı kırmızı gösteriyor ise, siyah gözlük te eşyayı siyah gösterir, mülahazasınca Avrupa’nın dinsiz ve dünyevi fikri her şeyi karanlıklı ve manasız gösteriyor. Böyle bir bakış içinde insanın mutlu ve saadetli yaşaması mümkün değildir.

Mesela münkir, kainatı anlamsız, işe yaramaz ve tesadüfün oyuncağı olarak gördüğü için, her şey ona azaplı ve sıkıntılı olarak yansır. Mümin ise her şeyin anlamlı, faydalı ve Allah’ın tedbir ve dizgini elinde olduğunu bildiği için her şey ona sevimli ve huzurlu olarak yansır.

Ayrıca insan, fıtratı gereği diğerkâmdır. Yani insan başkalarının lezzeti ile mutlu olan, azabı ile acı çeken sosyal bir varlıktır. Herkes azap içinde iken, insanın hayattan lezzet alması kabil değildir. Halbuki kafir, yukarıda izah ettiğimiz gibi her şeyi anlamsız ve yokluğa mahkum zavallılar şeklinde gördüğü için, kainat onun nazarında umumi bir yas evi gibidir. Herkesi ağlayan yetimler şeklinde algılıyor. Böyle bir halet içinde mutlu olabilmek için ya akıl ve duyguları susturup hayvan gibi olunacak ya da etrafında acı çekenleri umursamayacak kadar katı bir kalp sahibi olunacak. Her iki hal de imkansız olduğu için, küfür içinde mutluluğu yakalamak imkansız bir şeydir denilmek isteniyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...