"Rabbü'l-Âlemin ve Sultanü'd-Deyyân isimleri cevap veriyorlar." Bu iki isim ahirete nasıl bakıyor?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Evet, madem hiçbir saltanat yoktur ki, o saltanata itaat edenlere mükâfatı ve isyan edenlere mücazatı bulunmasın. Elbette rububiyet-i mutlaka mertebesinde bir saltanat-ı sermediyenin, o saltanata iman ile intisap ve tâat ile fermanlarına teslim olanlara mükâfatı ve o izzetli saltanatı küfür ve isyanla inkâr edenlere de mücazatı; o rahmet ve cemâle, o izzet ve celâle lâyık bir tarzda olacak diye Rabbü'l-Âlemin ve Sultanü'd-Deyyân isimleri cevap veriyorlar."(1)

Rububiyet; bütün varlıkları terbiye, sevk ve idare etmek demektir.

Rububiyet; terbiye etmek yâni bir şeyi ilk noktadan terakki ettirerek son şekline getirmek demektir. Bu mâna bütün kâinatta hâkim olmakla birlikte rububiyet tecellilerinin en çok ve en yaygın görüldüğü mekân, yer küresidir, toprak unsurudur.

Sayısız nutfeleri ve yumurtaları terbiye ederek insanları, koyunları, bülbülleri, balıkları yaratmak, yine milyonu çok aşkın çeşitteki çekirdeklerden ve tohumlardan bütün bitkileri çıkarmak, terbiye edip kemale erdirmek yeryüzünü rububiyetin en hâkim tecelli merkezi haline getirmiştir.

Fatiha Suresi, ilk marifet dersi olarak, Allah’ın Rabbü’l-âlemîn olduğunu bildirir. Bütün âlemler İlâhî bir terbiyeden geçerek, hem en mükemmel, hem de en faydalı şekle gelmişlerdir.

Âlemleri düşünürken çoğu zaman yaptığımız gibi sistemleri, galaksileri gezmek yerine, küçük dairelerdeki büyük âlemlere de ehemmiyetle nazar edelim.

Kâinatın bir küçük misâli ve birçok âlemlerin numunelerini taşıyan kendi varlığımıza bakalım. Ondaki her bir organı, duyguyu, sistemi önce tek başına dikkate alalım, daha sonra bütün hayvan türlerinde aynı vazifeyi yapan arkadaşlarıyla bir araya getirerek düşünelim. Böylece sayısız denecek kadar yeni âlemlerle tanışacağız.

Meselâ, gözleri düşünelim: Sineğin gözünden serçenin, atmacanın, ceylanın kaplanın, balıkların gözlerine kadar muhteşem bir âlem …

Aynı şekilde insanın, saçının, kaşının, kulağının, kalbinin, ciğerinin de bir İlâhî terbiyeden geçerek faydalı hale geldiğine bakalım. Böylece Rab isminin çok farklı tecellilerine şahid olalım. Bütün canlı türlerindeki sindirim sistemlerini, dolaşım sistemlerini, kan ordularını, mideleri, pankreasları birlikte dikkate alalım. Her birinin ayrı bir terbiyeden geçtiklerini hatırlayalım.

Organlarımızın haber verdikleri böyle nice âlemler olduğu gibi, aklımızın, hafızamızın, hayalimizin ve her bir hissimizin de haber verdikleri ayrı âlemler var. Bunları birlikte düşündüğümüzde kalbimiz bütün bu âlemlerin, Rahmân ve Rahîm olan Rabbine karşı sonsuz bir hayret ve muhabbetle dolar.

Terbiyenin iki mühim esası mükâfat ve mücazattır. Bu dünya hayatında mükâfat ve mücazat tam tahakkuk etmediğine göre, kemaliyle tahakkuk edecek başka ebedî bir âlemin olması lazımdır.

"Deyyan", herkesin hesabını ve hakkını en iyi bilen ve veren demektir. Halbuki bu dünya hayatında mazlum hakkını almadan, zalim de cezasını görmeden eşit bir şekilde ölüyorlar. Şayet ahiret yani cennet ve cehennem olmazsa, herkesin yaptığı yanına kâr kalacak, haklı ile haksız, mazlum ile zalim eşit olmuş olacak. Bu da Deyyan isminin tecelli açısından eksik kalmasına ve hükmünün icra edilememesi mânasına gelir.

(1) bk. Şualar, On Birinci Şua, Yedinci Mesele.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...