Ruhun bedenle münasebeti, sırr-ı ehadiyete misâl olarak gösterilmektedir. Bu misâli, Cenab-ı Hakk’ın kâinattaki tasarrufuna baktırması yönüyle biraz izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bir hadîs-i kudsîde şöyle buyurulur: “Ben yere göğe sığmadım. Mü’minin kalbine sığdım.” Yani beni esmâ ve sıfatlarımla, cemâl ve celal tecellilerimle, hikmet ve rahmetimle mahlûkat içerisinde en iyi bilen ve tanıyan mü’minin kalbi oldu.

Bilindiği gibi, ruh basittir yani terkib değildir. Buna göre ruh, akıl, kalb, vicdan bedenin organları gibi müstakil birer varlığa sahip değildirler. Hepsi bir tek şeydir. Ancak, cihetleri farklıdır. Üstad Hazretleri İşaratü’l-İ’caz tefsirinde kalb için şu beyanda bulunur:

Kalbden maksat, sanevberî (çam kozalağı) gibi bir et parçası değildir. Ancak, bir lâtife-i Rabbaniyedir ki, mazhar-ı hissiyatı vicdan, mâkes-i efkârı dimağdır.”

Biz de konumuz icabı olarak açıklamalarımızı ruh üzerinden yapmaya çalışacağız.

Allah, insan bedenini bütün bir kâinattan süzdüğü gibi, onun sultanı olan ruha da bütün sıfat ve esmâ tecellilerini ihsan etmiştir.

Ruh, kendisine ihsan edilen sıfatlarla Allah’ın sıfatlarının varlığını bildiği gibi, daha başka yönlerden de İlâhî marifette ayrı ihsanlara mazhar olmuştur.

Meselâ, Allah’ın mekândan münezzeh olmakla birlikte her şeyin yanında hazır olmasının küçük bir misâli, ruhun beden içinde bir mekân tutmamakla birlikte, sıfatlarıyla bütün hücrelerin yanında olmasıdır.

Allah’ın zatının, mahiyetiyle değil, ancak esmâ ve sıfatlarının mahlûkattaki tecellileriyle bilinebileceğinin de en açık misâli yine insan ruhudur. Ruhun mahiyeti bilinmez, ancak bedendeki icraatlarıyla varlığı bilinir.

Keza, Allah’ın her şeye her şeyden daha yakın olmakla birlikte eşyanın ondan nihayetsiz uzak olmasının da bir misâlini ruhta bulmak mümkündür.

Ruh, hayat sıfatıyla organlara ve onlardaki hücrelere kendilerinden daha yakındır. Ama organlar, mahiyetlerinin ruhtan çok farklı olmaları cihetiyle ondan son derece uzaktırlar.

Kâinat Kayyum isminin tecellisiyle ayakta durduğu, varlığını devam ettirdiği gibi, beden de ruh ile ayakta durur. O bedenden ayrıldığı an beden yıkılır ve parçalanma ve çürüme safhasına geçer.

Kâinatta iki ilah bulunsa kâinat fesada gideceği gibi bir bedende de iki ruh bulunsa beden fesada gider.

“Sana ruh hakkında sorarlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ancak az bir bilgi verilmiştir.” (İsrâ Sûresi, 85)

Üstad Hazretleri ruhun bir kanun-u emrî olduğunu beyan ediyor. Yani, ruh emir âleminden bir kanundur. Âlemler hakkında yapılan muhtelif sınıflandırmalardan biri de âlem-i emir, âlem-i halk şeklindedir. Tabir caizse emir âlemi “idare edenler”, halk âlemi ise “idare edilenler” âlemidir. Bu iki âlem insanda beden ve ruh olarak görülür. Beden halk âleminden, ruh emir âlemindendir.

Emir âleminin merkezi arştır. Beden ruhtan idare edildiği gibi bütün âlemler de arştan idare edilirler. Nitekim arşı, “İlâhî emirlerin meleklere ilk tebliğ edildiği makam” şeklinde tarif ediyorlar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...