"Sen, üç sabırla mükellefsin. Birisi: Tâat üstünde sabırdır. Birisi: Ma’siyetten sabırdır. Diğeri: Musibete karşı sabırdır." Sabır ne demektir; tâat, ma’siyet ve musibetlere karşı sabretmeyi biraz açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Cenab-ı Hakk’ın bir ismi de “Es-Sabûr”dur; "ezelde koyduğu kanunlara sadık kalan, onları bozmayan" manâsına gelir. İnsandaki sabır kuvveti de Sabûr olan Allah’ın insan mahiyetine koyduğu bir dayanma gücü ve sebat duygusudur.

İrademizi kullanmakla mazhar olduğumuz İlâhî isimlerden biri de Sabûr ismidir. İnsan ilim tahsil etmekle Âlim ismine, başkalarına ikram etmekle Kerîm ismine, kendisine karşı işlenen hataları affetmekle Tevvab ve Gafur isimlerine daha geniş bir ayna olduğu gibi, sabretmekle de Sabûr ismine daha ziyade mazhar olur.

Üstat Hazretleri sabrı üç şubeye ayırarak tahlil ediyor:

Birincisi, tâat üstünde sabırdır. Yani ibadetlere sabırla devam etmektir.

Bütün salih ameller bu sabrın meyveleridir. Namazına devam edip, zekâtını her sene vermekten, güzel ahlâkı bütün şubeleriyle yaşamaya kadar her türlü güzel amelleri işlemekte sebat göstermek bu gruba girer. “Taat üstünde sabır” insanın salih amel konusunda usanç duymaması, nefsinin bütün itirazlarına, şeytanın bütün oyunlarına karşı taviz vermeden daima ilerlemesidir.

İkincisi, ma’siyetten sabırdır. Yani günah işlememeye sabretmektir.

Bu sabır insanı takva mertebesine çıkaran çok önemli bir vesiledir. İnsan, günah işlemesi için onu durmadan zorlayan nefs-i emmaresiyle ve ahlâksızlığı meslek edinmiş bütün sefahat odaklarıyla daimî bir mücadele içinde bulunmalıdır.

İnsanı kötülüğe teşvik eden nefsinden, günahlarla kaynaşmış toplum hayatına kadar nice düşmanlara karşı yılmadan çarpışmak ve bütün engelleri aşmakta azminden bir şey kaybetmemek masiyete sabretmekle mümkündür.

Üçüncüsi ise musibete karşı sabırdır.

Kendisini ve bütün sevdiklerini Raûf ve Rahîm olan Allah’ın kulları bilen, O’na tevekkül eden ve “Allah’ın rahmetinden fazla rahmet edilmez.” hakikatini kendine rehber edinen bir insan; “Mülk sahibi mülkünde dilediği gibi tasarruf eder.” der ve musibetlere karşı sabır kuvvetine sarılır.

Bedenini ve ruhunu birer emanet olarak görür, bunlara zarar vermeye hakkı olmadığını düşünür. Onları korumak için gerekli tedbirleri aldığı halde başına bir musibet gelirse, ondaki hikmet ve rahmet cilvelerini sezmeye çalışır ve bunların mutlaka hayırlı neticeler doğuracağına inanmakla Rabbine tevekkül eder. “Belaların en büyüğünün peygamberlere sonra derecelerine göre veli kullara geldiğini” haber veren hadis-i şerif onun için büyük bir teselli ve ümit kaynağı olur. Üstat Hazretlerinin “menfî ibadet” olarak tanımladığı sabır ibadetini de diğer ibadetleri gibi ihlâsla yapmaya çalışır.

“Sabreden zafere erer.” [Deylemi, Firdevs, III / 415] hadis-i şerifindeki müjdeye nail olur.

“Musibete karşı sabır” insanı bir imtihan sorusu olarak yoklayan ve onun manevî terakkisinde büyük rol oynayacak olan hastalıklara, musibetlere, kıtlıklara, yokluklara, ölümlere, ayrılıklara karşı sabır göstermektir. Bu sabır, insan iradesinin Allah’a tevekkül etme, O’ndan yardım dileme ve O’nun takdirine razı olma vadisinde verdiği büyük bir mücadeledir. Bu harpte de karşı safta yine nefis ve şeytan yer almıştır.

Sabır imtihanını bu üç cephede de kazanan insan, zafere ermiş, kurtulmuş ve azaptan emin olarak saadet yurduna doğru yol almıştır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...