"Siyer ve tarih suretiyle beyan edilen o evsaf ve ahval-i galibi, beşeriyetine bakar." Bu ifadeyi, "Cebraili arkada bırakması." ifadesi ile nasıl mukayese edebiliriz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Burada mevzu bahis olan nokta, Peygamber Efendimizin (asm) manevi tekâmül sırası değil, bizim onun beşerî ve manevi cihetine nasıl bakmamız gerektiği hususudur. Onun beşerî ve manevi cihetine nasıl bir muvazene ile bakmamız icab eder ki, onu kâmil manada anlayalım?..

Evet, Peygamber Efendimiz (asm)’in iki yönü vardır. Birisi nübüvvet ve risalet yönü, diğeri ise beşerî ve insanî yönüdür.

Tarih ve siyer kitaplarında Peygamber Efendimizin (asm) daha çok beşerî halleri ön plana çıkmaktadır. Bu sebepledir ki, Peygamber Efendimizi (asm) sadece tarih ve siyer kitaplarından anlamaya çalışanlar ve öylece değerlendirenler, onun beşerî yönüne hasr-ı nazar ettiği için, onun manevi büyüklük ve azametini anlamakta zorlanıyorlar. Hatta bazıları onun manevi makamını idrak ve ihata edemediği için inkâra kadar gidiyor. Dolayısı ile sevgi ve hürmet de ona göre şekilleniyor. "Marifeti az olanın muhabbeti de az olur." fehvasınca, ne kadar marifet o kadar muhabbet hasıl oluyor.

Habib-i Kibriya Efendimiz (asm), mi’rac mucizesiyle ferşten arşa yükseldi, yedi kat semayı geçerek sidretü'l-müntehâya ve kâbe kavseyne, yani imkân ve vücub arası olan ilahi visalin en mahrem bucağına erişti. Cebrail’i de geride bırakarak cenneti ve cehennemi gördü, sonsuz sırlara vakıf oldu, oradaki harika eserleri ve nice âlemleri okudu, zamandan ve mekândan münezzeh olan Zat-ı zülcelalin rüyetine mazhar oldu.

“Onun (Peygamberin) gözü şaşmadı ve sınırı aşmadı. Andolsun ki o, Rabbinin ayetlerinden en büyüğünü gördü.” (Necm, 53/17-18)

Bu birinci fikrî cereyanın zıddı olarak bir de Peygamber Efendimizin (asm) risalet ve nübüvvet yönüne hasr-ı nazar edip, beşerî yönünü aklına sığıştıramayarak, onu (asm) bir melek gibi tasavvur ederek, insani yönünü inkâr eden tasavvuf geleneği var. Bu da çok tehlikeli bir bakış açısıdır. Zira Hazret-i Peygamber (asm), sadece Allah’ın elçisi değil, bizim de Allah’a karşı vekilimizdir. Yani, insanlara imam ve rehberdir. İnsan üstü bir melek olsa idi, bize imamlık ve rehberlik yapamazdı. Bu yüzden, ifrat olan bu muhabbet tarzı doğru değildir. Mesela, Peygamber Efendimiz (asm)'in kazay-ı hacet etmesini, nikâhta bulunmasını, uyumasını, yatmasını kabullenemeyen ya da bu gibi beşerî hallere kudsiyet verenler, buna misal olarak verilebilir.

Hatta Mekke müşriklerinin Peygamber Efendimizi (asm) inkâr etme sebeplerinden birisi de onun melek gibi olmayıp, beşerî hallere de sahip olmasıdır. Yani onların kuruntularına göre, bir peygamber ancak melekler gibi olur, beşerî ahvalden münezzeh ve mukaddes olması gerekirmiş. Böyle safsatalar yüzünden çokları imanını kaybetmiş.

Hatta bazı dessaslar, en çok şüpheyi Peygamber Efendimiz (asm)'in beşerî ahvalinden işlettiriyor. Yani normal beşerî bir hali peygamberin yüksek ve ulvi hali ile bağdaştıramayıp, şek ve şüpheye kapı açıyor. Hâlbuki peygamberlerin bir yönü ne kadar ulvi ve âli ise, bir yönü de o kadar beşerî ve insanidir. İki hâl birbirinin düşmanı ve zıddı değildir. Bu iki hâlin tezat ve düşman gibi görülmesi birçok safsatanın ve şüphelerin menba ve menşeidir. Şu kaynak ve menba ancak Risale-i Nur'un istikametli bakış açısı ve muvazeneli ölçüsü ile kapatılabilir.

Peygamber Efendimiz (asm) nasıl manevi bakımdan çok azametli ve büyük bir makama sahip ise, aynı şekilde insanlığa her noktada imam ve rehber olabilecek bir beşerî ve insani yöne de sahiptir. O da bizim gibi yer, içer, evlenir, ticaret yapar, hastalanır, savaşır, pazarlık yapar vs... Bu beşerî hâli ile manevi hâli birbiri ile çatışmaz ve tenakuz teşkil etmez. Bu konuda Üstadı dinleyelim:

"İ’lem eyyühe’l-aziz! Tavus kuşu gibi pek güzel bir kuş, yumurtadan çıkar, tekâmül eder, semâlarda tayarana başlar. Âfak-ı âlemde şöhret kazandıktan sonra, yerde kalan yumurtasının kabuğu içerisinde o kuşun güzelliğini, kemalatını, terakkiyatını arayıp bulmak isteyen adamın ahmak olduğunda şüphe yoktur. Binaenaleyh, tarihlerin naklettikleri Peygamberimizin (a.s.m.) bidâyet-i hayatına maddi, sathî, surî bir nazarla bakan bir adam, şahsiyet-i maneviyesini idrak edemez. Ve derece-i kıymetine vasıl olamaz. Ancak bidâyet-i hayatına ve levazım-ı beşeriyetine ve ahvâl-i zahiriyesine ince bir kışır, nazik bir kabuk nazarıyla bakılmalıdır ki, o kışır içerisinden, iki âlemin güneşi ve tûbâ gibi şecere-i Muhammediye (a.s.m.) çıkmıştır."(1)

1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Hubab.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...