"Ve kâinatı içine alan ve ebede gitmek için yaratıldığına bütün cihazat-ı insaniyesi şehadet eden, böyle yirmi küllî hakikatlerle Cenâb-ı Hakkın Hak ismine bağlanan" İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Kâinatı içine alan" tabiri, insanın mahiyetindeki duygu, latife ve cihazların bütün kâinatı ihata etmesidir.

İnsan gözü belli bir sahada cevelan eder; çok küçük varlıkları göremediği gibi çok uzakta olan yıldızları da göremez. Keza, insan kulağı da belli frekanslar arasındaki sesleri işitir, daha hafif yahut daha tiz frekansları işitemez. Ama insan aklının sahası çok geniş. İlk insandan bugüne, insan aklının ortaya koyduğu ilmî eserlerden, fennî keşiflere kadar bütününü birden nazara alalım, insan aklı bunlardan çok daha geniş sahalarda dolaşabilir. Bütün kâinatı bir karpuz gibi eline alıp, akıl odasına misafir eder ve inceleyebilir. Nitekim her gün yeni bir keşifle, yeni bir buluşla karşılaşıyoruz.

Yine insan, hayal kuvvesi ile bir anda bütün kâinatı kucaklayıp sarmalayabilir. İnsanın gözü kâinattaki bütün renk tonlarını görür. Yirminci Mektub’ta denildiği gibi; “O koca güneşi ziyasıyla, elvân-ı seb'asıyla, hararetiyle, hattâ mesafesiyle içine” alabiliyor. O zerre güneşe ayna olmakla onun renklerinden hararetine kadar çok hususiyetlerine mazhar olduğu gibi, onu mesafesiyle de içine alıyor.

İnsanın duygu ve latifelerine bir sınır konulmadığı için, değil kâinatı ahireti bile yutabilir. Cennetin sonsuz, muazzam ve muhteşem yaratılması da insanın bu fıtratından dolayıdır...

"El-Hak" Allah’ın güzel isimlerindendir. “Zâtı vacib olup, varlığı hakiki olan.” “Değişmekten münezzeh olan” “Zâtı ile kaim, vacip ve değişmez olan” demektir.

Hak isminin en malum ve maruf mânâsı, ‘değişmekten münezzeh’tir. Allah’ın Zâtı gibi sıfatları da haktır, bunlar için bir değişme sözkonusu olamaz.

Allah, Kadîm’dir evveli yoktur. Bu daima böyledir, bu hakikatte bir değişme düşünülemez.

Allah Bâkî’dir, âhiri yoktur; bunda da bir değişme sözkonusu olamaz.

Allah, mutlak ilim sahibidir, bu ilimde ne artma tasavvur edilebilir, ne de eksilme.

Vahdet sıfatı ve bunun neticesi olan tevhid hakikati haktır ve onun hakkaniyeti daimîdir; onda bir değişme düşünülemez.

Sübutî ve Selbî bütün sıfatlar için de aynı şeyler söylenir. Ve bu değişmez sıfatların sahibi olan Allah’ın, mukaddes Zâtında da bir değişmenin olamayacağı bilinir.

Hak isminin tecellilerini, çepeçevre sarılı olduğumuz dünya aynasında da bir derece seyredebiliriz.

Meselâ, Dünyanın Güneş etrafında döndüğünü söyleyen bir insan, hakkı ifade etmiş olur. Çünkü bu hüküm hakikattir, vakıa uygundur. Bunun aksini iddia edenler ise bâtıl bir fikre sapmış olurlar.

Fizik âlemindeki bütün değişmez kanunlar, Hak isminden bir tecelli taşırlar.

Aynı şekilde, bir insan, Allah’a ‘ilâhî fermanın bildirdiği gibi’ inanıyorsa, bu inancı haktır. Bunun dışındaki inançlar bâtıldır; çünkü hakikate zıttırlar.

Hak ismini yâd eden bir insan, bütün varlık âleminin durmadan değiştiğini görür ve kalbini değişmekten münezzeh olan Allah’a bağlar.

Bütün hakikatler Allah’ın Hak ismine dayanmaktadır ve O’nun bir tecellisidirler. Hakkın burada öne çıkan mânası varlığı kesin, sabit ve daimî olan demektir. İslam dininin hükümleri ve itikad esasları kat’î, sabit ve daimî oldukları için, Allah’ın Hak ismine dayanmaktadırlar.

Abes, çirkin, faydasız ve yalan bir şey Hak ismine dayanmadığı gibi, ona zıttır. Risale-i Nur'da zikredilen esaslar ve hakikatler hep İslam’a ve Kur’an’a dayandığı için ism-i Hak ile bağlıdır ve ona dayanmaktadırlar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...