"Yalnız mütekelliminin teselsülün kesilmesi yoluna -elhak geniş ve büyük olan o caddeye- münhasır değildir." cümlesini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Biz de deriz ki: Esbab, teselsülün berahini ile âlemin nihayetinde kesilmesinden ise her şeyde Hâlık-ı külli şey’e has sikkeyi göstermek daha kat’î, daha kolaydır. Kur’an’ın feyziyle bütün Pencereler ve bütün Sözler, o esas üzerine gitmişler. Bununla beraber imkân noktasının hadsiz bir vüsati var. Hadsiz cihetlerle Vâcibü’l-vücud’un vücudunu gösteriyor. Yalnız, mütekellimînin teselsülün kesilmesi yoluna, elhak geniş ve büyük olan o caddeye münhasır değildir. Belki hadd ü hesaba gelmeyen yollar ile Vâcibü’l-vücud’un marifetine yol açar." (Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Otuzuncu Pencere.)

Teselsül delili, tevhidi isbat etme yolları içinde bir yoldur, ancak tek yol değildir. Teselsülün dışında tevhidi isbat eden binlerce deliller vardır. Hatta teselsül tevhid delilleri içinde en karmaşık, en zor ve en zayıf olanlarındandır.

Bu yüzden kelam ilmini sadece teselsül deliline hasretmek ve onunla sınırlandırmak doğru değildir. Kelam ilminde Allah’ın varlığını ve birliğini kesin ve kati bir şekilde isbat eden sayısız deliller vardır.

Bu yüzden tevhidi ispat etmek için getirilen deliler basit, açık ve ikna edici olmalıdır. Risale-i Nur bu yüzden teselsül ve devir gibi anlaşılması zor deliller yerine, ihtira ve inayet gibi açık, güçlü ve ikna edici delilleri çokça kullanmaktadır.

"Tarîk-i Kur'ânî iki nevidir.

"Birincisi: Delil-i inayet ve gayedir ki, menâfi-i eşyayı tâdât eden bütün âyat-ı Kur'âniye bu delili nesc ve şu burhanı tanzim ediyorlar. Bu delilin zübdesi, kâinatın nizam-ı ekmelinde itkan-ı san'at ve riayet-i mesâlih ve hikemdir. Bu ise, Sâniin kast ve hikmetini ispat ve tesadüf vehmini ortadan nefyediyor. Zira itkan ihtiyarsız olmaz. Evet, nizamın şahitleri olan bütün fünun-u ekvan, mevcudatın silsilelerindeki halkalardan asılmış mesâlih ve semeratı ve inkılâbât-ı ahvâlin katmer ve düğümleri içinde saklanmaz hikem ve fevaidi göstermekle, Sâniin kast ve hikmetine kat'î şehadet ediyorlar." (Mesnevî-i Nuriye, Nokta.)

Eşyadaki bütün fayda ve hikmetler bu delilin konusudur. Gözün görmesi, kulağın işitmesi gibi eşyadaki sayısız fayda ve hikmetlerin hepsi bu delilin sahasına girerler. Bugünkü bütün fen ilimleri de bu delilin bir izahıdır, tefsiridir. Bu deliller bütün sebepleri ve sebeplerden hasıl olan neticeleri, Allah’a iman ve marifette bir vasıta ve pencere yapar. Kur’an’ın bu metodu ile kâinata bakan bir insan için, her bir varlık bir marifet pencereleri olur.

"İkinci delil-i Kur'ânî: Delil-i ihtirâdır. Hülâsası:"

"Mahlukatın her nevine, her ferdine ve o neve ve o ferde mürettep olan âsâr-ı mahsusasını müntiç ve istidad-ı kemâline münasip bir vücudun verilmesidir. Hiçbir nevi müteselsil-i ezelî değildir. İmkân bırakmaz. İnkılâb-ı hakikat olmaz. Mutavassıt nevin silsilesi devam etmez. Tahavvül-ü esnaf inkılab-ı hakaikin gayrısıdır. Madde dedikleri şey, suret-i mütegayyire, hem harekât-ı mütehavvile-i hadiseden tecerrüd etmediğinden hudûsu muhakkaktır. Kuvvet ve suretler, a'râziyetleri cihetiyle envadaki mübâyenet-i cevheriyeyi teşkil edemez. A'râz cevher olamaz. Demek envâının fasîleleri ve umum a'râzının havâss-ı mümeyyizeleri bizzarure adem-i sırftan muhteradırlar. Silsilede tenasül, şerait-i âdiye-i itibariyedendir." (bk. age.)

İhtira; bir şeyi benzersiz ve modelsiz olarak hiçten ve yoktan var etmek demektir. Kâinattaki her bir mevcut ve her bir mahluk, benzersiz ve modelsiz olarak, hiçten ve yoktan var ediliyorlar. Materyalist felsefenin iddia ettiği gibi, mevcudat tesadüfen birbirinden türeyip gelmiyor. Zira madde ezelî olmadığı için, onun üstünde görünen o harika sanat ve nakışlar tesadüf oyuncağı değillerdir. Maddenin ezelî olmadığına dair yüzlerce kevnî ve aklî deliller mevcuttur.

İşte Risale-i Nurların imana ve tevhide dair bütün delilleri ve isbatları, Kur’an’daki bu iki tarz delillere dayanıyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...