"Zekât da İslâmın kantarası, yani köprüsüdür." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Müslümanların birbirlerine yardım etmeleri, ancak zekât köprüsünü tesis etmekle mümkündür. Tarihin ortaya koyduğu en mükemmel ve minnetsiz yardımlaşma müessesesi, zekâttır. İnsanların içtimaî hayatında intizam ve asayişi temin eden zekâttır. İnsanların birbirlerine kin ve nefretle bakmalarını ortadan kaldıran ve zenginlerin fakirlere merhamet duymalarını, fakirlerin ise zenginlere karşı dua ve şükran hisleri taşımasını temin eden, yine zekâttır. Zekât ile beraber sadaka, adak ve nezirler de bu faydaları kısmen görmektedir.
Zekâtın farz kılınması ile faizin haram sayılması, birbirini tamamlayan iki unsur olmuştur. Çünkü bu iki hükmün beraber icra edilmesinin büyük bir hikmeti, yüksek ve geniş bir rahmet yönü vardır.
Evet, insanlık tarihini bir film şeridi gibi nazarımızdan geçirirsek, bütün hataların, rezilliklerin ve ihtilallerin iki görüşten kaynaklandığını müşahede ederiz:
1. “Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne.”
2. “Sen çalış ben yiyeyim.”
İnsanlık âlemini yıkılmaya doğru götürecek olan birinci görüşü ortadan kaldıracak yegâne kuvvet zekâttır ve İslam'ın beş şartından birisidir. Aynı zamanda insanlığı felaketlere sürükleyen ve asayişi mahveden ikinci düşünceyi kökünden kesen, faizin haram kılınmasıdır ki, İslam dininin mücadele ettiği kötülüklerin başında gelir.
Faiz ile para kazanan adam çalışmaz; yatarak hayatını geçirir. Faizden uzak duran kişi ise çalışarak para kazanır, çoluk çocuğunun rızkını helal yollardan temin eder. Şayet zengin olursa zekâtını ve vergisini verir memleketin kalkınmasına hizmette bulunur.
Memleket bir büyük ailedir; herkesin bir şekilde destekte bulunması gerekmektedir. Herkes faizle para kazanırsa, çiftçiliği kimler yapacak, ekmeği kimler pişirecek, elbiseyi kimler dikecek? Birilerinin gayret göstermesi ve çalışması lazımdır; aksi takdirde her şey alt üst olur ve hayat durur.
İşte faizle hayatını geçiren bir adam diyor ki, "Siz çalışın, ben de sizin çalışmanızın neticesi olan şeyleri faizden elde ettiklerimle alıp yerim." Kısacası, sen çalış ben de yiyeyim demektedir.
Kur'an-ı Kerim'de geçen;
“Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve eğer mümin iseniz geri kalan faizi terk edin. Eğer böyle yapmazsanız Allah ve Resulü tarafından size savaş açıldığını biliniz. Eğer faizcilikten tövbe ederseniz, sermayeleriniz sizindir. Böylece ne haksızlık eder, ne de haksızlığa uğrarsınız.” (Bakara, 2/278, 279)
Gibi birçok ayet, faizin haram kılındığını apaçık ortaya koymaktadır.
İçtimaî hayatın esası olan intizamın en büyük şartı, insanların arasında uçurumların olmamasıdır. Tabakalar arasında yakınlaşmayı temin ve tesis eden zekât ve yardımlaşmadır.
İnsanlık iktisadî manada zengin ve fakir olmak üzere iki sınıftan teşekkül ediyor, zekât da bu iki sınıf arasında en muhkem ve sarsılmaz bir köprü vazifesi görüyor. Şayet bu köprü yıkılırsa sınıf kavgaları ve çatışmaları kaçınılmaz olur. Birinci ve İkinci dünya savaşları bunun en müşahhas bir delilidir.
"Namaz عِمَادُ الدِّينِ yani dinin direği ve kıvamı olduğu gibi, zekât da İslâmın kantarası, yani köprüsüdür. Demek, birisi dini, diğeri asayişi muhafaza eden İlâhî iki esastırlar. Bunun için birbiriyle bağlanmışlardır."(1)
(1) bk. İşaratü'l-İ'caz, Bakara Suresi 3. Ayet Tefsiri.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü