"Zira, nihayet derecede âdil, merhametkâr, raiyet-perver, muktedir, intizam-perver, müşfik bir melikin memleketi, hem bu derece göz önünde âsâr-ı terakkiyat ve kemâlât gösteren bir memleket, senin vehminin gösterdiği..." İzahı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Zira nihayet derecede âdil, merhametkâr, raiyetperver, muktedir, intizamperver, müşfik bir melikin memleketi, hem bu derece göz önünde âsâr-ı terakkiyat ve kemâlât gösteren bir memleket, senin vehminin gösterdiği surette olamaz.”(1)

Her şey gibi dünyayı da gerçek manasının ve aslî mahiyetinin dışında değerlendirmeyi akıl kabul etmez. Akıl dışı şıklar, "zan", "cehâlet" veya "vehim" ile ifade edilirler.

Dünya nedir, niçin yaratılmıştır? Bu konuda On Yedinci Söz’de dünyanın bazı cihetleri şöyle nazara verilir:

"Dünya, bir kitab-ı Samedânîdir. Huruf ve kelimatı nefislerine değil, belki başkasının zât ve sıfât ve esmâsına delâlet ediyorlar. Öyle ise mânasını bil al; nukuşunu bırak git!."

"Hem bir mezraadır, ek ve mahsulünü al, muhafaza et; müzahrefatını at, ehemmiyet verme!."

"Hem birbiri arkasında daim gelen geçen âyineler mecmuasıdır. Öyle ise, onlarda tecelli edeni bil, envârını gör ve onlarda tezahür eden esmânın tecelliyatını anla ve müsemmâlarını sev ve zevale ve kırılmaya mahkûm olan o cam parçalarından alâkanı kes!."

"Hem seyyar bir ticaretgâhtır. Öyle ise alış-verişini yap, gel ve senden kaçan ve sana iltifat etmeyen kâfilelerin arkalarından beyhûde koşma, yorulma!."

"Hem muvakkat bir seyrangâhtır. Öyle ise, nazar-ı ibretle bak ve zahirî çirkin yüzüne değil; belki Cemîl-i Bâki'ye bakan gizli, güzel yüzüne dikkat et, hoş ve faideli bir tenezzüh yap, dön ve o güzel manzaraları irâe eden ve güzelleri gösteren perdelerin kapanmasıyla akılsız çocuk gibi ağlama, merak etme!."

"Hem bir misafirhanedir. Öyle ise, onu yapan Mihmandar-ı Kerim'in izni dairesinde ye, iç, şükret. Kanunu dairesinde işle, hareket et. Sonra arkana bakma, çık git. Herzekârâne fuzulî bir sûrette karışma. Senden ayrılan ve sana ait olmayan şeylerle mânasız uğraşma ve geçici işlerine bağlanıp boğulma."(2)

Dünyanın hakiki mahiyeti bu gibi hakikatler iken, ona bu hakikatlerin dışında mâna vermek vehimden başka bir şey değildir.

Dünya, fani bir misafirhane olduğu halde onu ebedî bir mesken olarak görmek vehimdir. Akıl ise, bunu reddeder.

Yine dünyada, güneşten havaya, sudan bitkilere ve hayvanlara kadar her şey bize İlâhî bir rahmet iken, dünyanın hikmetsiz ve rahmetten uzak bir belde olduğunu düşünmek de vehimdir.

“Cansız varlıkların canlıların imdadına, bitkilerin hayvanların yardımına, hayvanların insanların hizmetine koştukları” açıkça görüldüğü halde, dünyayı bir mücadele meydanı olarak görmek ve “Hayat cidaldir.” demek de vehimden başka bir şey değildir.

“Bir harfin kâtipsiz, bir iğnenin ustasız olamayacağını” her akıl kabul ettiği halde, bu kâinatı sahipsiz, tasadüfen var olmuş kıymetsiz bir varlık olarak görmek de yine vehmin neticesidir.

Bu kâinat, her insanın farklı şekilde vehmettiği, ne olduğu bilinmez bir ülke değildir. Onu yapan ve yaratan Zât, ondaki mânaları ders veren kitaplar indirmiş, peygamberler göndermiş ve iman ehline hakikati olduğu gibi göstermiştir.

Dünya ahiretin tarlası ve bir imtihan salonu olunca, bu âlemde her çeşit lezzeti ve saadeti tadacağımızı vehmetmek, hâdiseleri yanlış değerlendirmemize yol açar. Bu nazarla baktığımızda musibetlere, hastalıklara, ihtiyarlığa ve ölüme bir mâna veremeyiz ve bu hâdiseler hakkında gerçek dışı düşüncelere sapabiliriz.

“Bazı hâdiselerin bizzat güzel, bazılarının ise neticeleri itibariyle güzel” olduklarını bilsek, hastalıkları günahlarımıza kefaret, ölümü de bu dünyadan daha güzel bir âlemin kapısı olan saadet diyarına gitmemize vesile olduğunu anlar, onu gülerek karşılar ve huzur içinde yaşarız.

Dünya hayatını gerçek mânasının aksiyle değerlendirmek vehimdir, insanı aldatır, oyalar ve rahatsız eder.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, İkinci Söz.
(2) bk. age., On Yedinci Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...