Block title
Block content

Arz-ı beyza nedir, mahiyeti nedir? Bir de Meşmeşiyenin ayrıntılı izahını yapar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Fütuhat-ı Mekkiye sahibi Muhyiddin-i Arabî (k.s.) ve İnsan-ı Kâmil denilen meşhur bir kitabın sahibi Seyyid Abdülkerim (k.s.) gibi evliya-yı meşhure, küre-i arzın tabakat-ı seb'asından ve Kaf Dağı arkasındaki arz-ı beyzâdan ve Fütuhat'ta 'meşmeşiye' dedikleri acaipten bahsediyorlar, 'Gördük' diyorlar. Acaba bunların dedikleri doğru mudur? Doğru ise, halbuki bu yerlerin yerde yerleri yoktur. Hem coğrafya ve fen onların bu dediklerini kabul edemiyor. Eğer doğru olmazsa, bunlar nasıl veli olabilirler? Böyle hilâf-ı vaki ve hilâf-ı hak söyleyen nasıl ehl-i hakikat olabilir?"

"Elcevap: Onlar ehl-i hak ve hakikattirler, hem ehl-i velâyet ve şuhuddurlar. Gördüklerini doğru görmüşler; fakat ihatasız olan hâlet-i şuhudda ve rüya gibi rüyetlerini tabirde verdikleri hükümlerinde hakları olmadığı için, kısmen yanlıştır. Rüyadaki adam kendi rüyasını tabir edemediği gibi, o kısım ehl-i keşif ve şuhud dahi rüyetlerini o halde iken kendileri tabir edemezler. Onları tabir edecek, 'asfiya' denilen veraset-i nübüvvet muhakkikleridir. Elbette o kısım ehl-i şuhud dahi, asfiya makamına çıktıkları zaman, kitap ve sünnetin irşadıyla yanlışlarını anlarlar, tashih ederler, hem etmişler."(1) 

Meşmeşiye: Tasavvuf ıstılahında alem-i gaybdan veya âlem-i misalden bir âlemdir. Bazı evliyanın keşfen müşahede ettikleri bir yer olarak da nitelendirilebilir.

Arz-ı beyza: Misal aleminde evliyaların müşahede ettiği geniş ve parlak bir mekan, bir yer demektir.

Burada, bazı evliyaların mana aleminde gördükleri şeyleri, aynı ile maddi aleme tatbik etmelerindeki hataları izah ediliyor. Halbuki mana aleminin şartları ve yapısı ile maddi alemin şartları ve yapısı çok farklıdır. Bu farkı nazara almadan her iki alemi eşit görmüşler ve onu ona tatbik etmişler. Bu da bilimsel açıdan bazı çelişki ve itirazlara sebep olmuş.

Mesela; misal aleminde gördükleri Kaf Dağını yeryüzünde görmüş gibi tasvir etmişler. Kaf Dağı'nın cesamet ve büyüklüğünü öyle bir şekilde tasvir ediyorlar ki, dünyaya yerleşmesi mümkün değildir. O zaman haklı olarak ehli fen bu tasvirlere karşı çıkıyorlar. Zira coğrafya ilmine göre dünya üstünde böyle bir dağ mevcut değildir. Böyle olunca makbul olan bu evliyalar hakkında suizan oluşuyor.

İşte Üstad Hazretleri burada bu çelişki ve tutarsızlığı izah ediyor. Ne fennin beyanını inkar ediyor, ne de o makbul evliyaların gördüm dedikleri şeyin hakikatini reddediyor. Üstad onların gördüklerinin hak ve doğru olduğunu; lakin dünya üzerine tatbik etmelerinin hata olduğunu söylüyor. Onlar mana ve misal aleminde o yerleri görmüşler bu doğrudur, yalnız mana ve misal aleminin maddi alemle aralarında azim farklar var. Maddi alemde bir çakıl taşı, misal aleminde bir dağ gibi görünür. Maddi alemin küçük bir tarlası, misal aleminde büyük bir ova gibi yansır. İşte o zatların orada gördükleri geniş ve büyük Kaf Dağı, maddi alemdeki Himalaya Dağlarının mübalağalı bir tecellisi, bir yansımasıdır. Onların gördüğü haktır; ama gördüklerini aynı ile dünyaya tatbik etmeleri hatadır. İşin özü budur.

Üstad bu hakikati bahsi geçen yerde iki çobanın hikayesi ile izah ediyor. Rüya ve misal alemlerinde görülen şeylerin hükmünü doğru ve isabetli bir şekilde dünya şartlarına uyarlamak; ancak asfiya denilen derin alimlerin işidir. Bu  zatlar başlangıçta asfiya makamına çıkamadıkları için, gördüklerini sağlıklı bir şekilde dünya şartlarına uyarlayamamışlar; ama daha sonra o makama çıkınca onlar da hatalarını görmüşler.

(1) bk. Mektubat, On Sekizinci Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...