Block title
Block content

"Çünkü duyguları, efkârları kâinatın envâr-ı marifetini getirdiği vakit, nefsinde onu tasdik edecek, ışıklandıracak ve idame edecek bir madde bulmadığı için, sönerler. Gelen her şey nefsindeki renklerle boyalanır." İzah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Çünkü duyguları, efkârları kâinatın envâr-ı marifetini getirdiği vakit, nefsinde onu tasdik edecek, ışıklandıracak ve idame edecek bir madde bulmadığı için, sönerler. Gelen her şey nefsindeki renklerle boyalanır. Mahz-ı hikmet gelse, nefsinde abesiyet-i mutlaka suretini alır. Çünkü, şu haldeki enenin rengi, şirk ve ta’tildir, Allah’ı inkârdır."(1)

Birinci cümlede kâinatı değerlendirmede müracaat ettiğimiz iki kaynak zikrediliyor: Duygular ve efkâr.

Eşya hakkındaki bilgilerimizde, yani güneşi, ayı, denizi bilmemizde duygularımız birinci planda yer alır. Yerin çekimi ve güneşin cazibesi gibi göremediğimiz hadiseleri de akıl yürüterek anlamaya çalışırız. İşte bu iki kaynaktan gelen görgü ve bilgilerin marifete dönüşmesi için kalbin iman nuruyla nurlanması gerekir. Şirk ve ta’til (ateizm) ile kararmış bir kalbde bu bilgiler ışıklanmaz ve devam etmezler, sönüp giderler.

İnsanın kalp aynası küfür ve ta’til ile kararırsa, kâinat kitabının verdiği dersler bir fayda sağlamaz. Hikmet ve rahmeti âdeta haykıran deliller de sunulsa o ayinede bunlar “abesiyet-i mutlaka” sûretini alırlar; düşünülmeye ve şükredilmeye değer bulunmazlar. Ya tabiata ya tesadüfe veya maddenin hareketine isnat edilen bu büyük tecelliler sönüp kaybolurlar, ne kalbe bir feyiz ve hayret  verirler, ne de akla bir takdir ve ibret kapısı açarlar.

(1) bk. Sözler, Otuzuncu Söz, Birinci Maksat.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...