"Demek, iman, şu remizde beyan edilen hakikat-i âliye-i nefsül emriyenin ünvanıdır; ve iman ile ondan istifade edebilir." cümlesini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İşte, şu remizden, imanın azamet-i envârına bak ve dalâletin dehşetli zulümatını gör. Demek, iman, şu remizde beyan edilen hakikat-i âliye-i nefsül emriyenin ünvanıdır; ve iman ile ondan istifade edebilir. Eğer iman olmazsa: Nasıl ki kör, sağır, dilsiz, akılsız adama her şey mâdumdur; öyle de imansıza her şey mâdumdur, zulümatlıdır." (1)

Tahkikî iman, kâinatı ışıklandıran bir lamba, hâdiselerin sırrını açan bir anahtar, eşyanın içyüzünü gösteren bir vasıta gibidir. Küfür ve inkâr ise, imanın tam bir zıddı olarak kâinatı karanlığa gömen, hâdiseleri daha karmaşık hale getiren ve eşyanın önünde kesif bir perde gibidir.

İmansızlık elektriğin kesilip bütün bir şehrin karanlığa gömülmesi gibi iken, iman ise elektrik ile bütün şehrin aydınlanması gibidir. İman Allah ile kul arasında bir intisab iken, küfür o intisabın kesilmesidir.

İman, varlığın hakikatini insana gösteren bir nur ve bir ışıktır. Şayet iman nuru ve ışığı insanın hâdiselere bakışında rehber olmazsa, hâdiselerin mânasını ve hakikatini kavrayamaz. İnkâr ve küfür nazarında ise ölüm, bir yokluktur. Zamanın akıp gitmesi, varlıkları yokluk derelerine yuvarlayan dehşetli bir sel gibidir. Geçmiş zaman, varlıkların yokluk mezarlığı hükmündedir. Gelecek zaman ise karanlık ve insanın başına hangi musibetleri getireceği bilinmeyen bir endişe noktasıdır.

İman nuru ile bakan bir Müslümanın nazarında ölüm; saadet-i ebediyenin başlangıcı, daimî bir memlekete açılan bir kapı hükmündedir.

Küfür gözlüğü ile bakıldığında kabir; yılan ve akreplerin olduğu karanlık bir kuyu iken, imanın nuru ile bakıldığı zaman ise, bütün dost ve ahbapların buluştuğu bir mekân, ebedî âleme açılan bir kapı ve cennet bahçelerinden bir bahçedir. Evet, sadece iman ile kâinatın, insanın ve mevcudatın mahiyetinin ne olduğu izah edilebilir. İnsanın nereden geldiği, burada işinin ne olduğu, nereye gideceği ve gideceği yerde kendisinden ne isteneceği ile alâkalı ve felsefe ile anlaşılamayacak bütün meseleler ancak iman ışığı ile aydınlanır.

“... Eğer iman olmazsa: Nasıl ki kör, sağır, dilsiz, akılsız adama her şey mâdumdur; öyle de, imansıza her şey mâdumdur, zulümatlıdır.”

İfadesi de meseleyi çok güzel bir şekilde hülasa etmektedir.

Aynı şekilde imanlının nazarında geçmiş, yokluk kuyusu değildir. Hiçbir mahlûk varlıktan sonra ebedî hiçliğe gitmiyor. Gelecek ise, karanlık ve insana endişe veren bir nokta değil, tam aksine vazifesini bekleyen ve varlık âlemine çıkmayı bekleyen plan ve programlarla doludur. İşte imanın nuru ve bakış açısı, eşya ve hâdiselerin hakikat-i halini ve mahiyetini, insanın nazarına böyle takdim ediyor.

(1) bk. Mektubat, Yirmi Dördüncü Mektup, Birinci Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

elizem
İmanın- hakikat-i âliye-i nefsül emriyenin ünvanı olması- kavram olarak açıklansa mümkünmüdür acaba?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Bu cümleyi kısaca şu şekilde tercüme edebiliriz; İman, temel ve yüksek hakikatlerin bulunmasında ve anlaşılmasında zihne hem  bir simge hem bir unvan  hem bir rehberdir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...