"Eğer Üstad'ımız buraya gelmeseydi biz bu dersi alamazdık... Bunlar olmasaydı, benim gibi yarım ümmi bir biçare nasıl hizmet edecekti?" İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Onlar derler ki: 'Eğer Üstadımız buraya gelmeseydi biz bu dersi alamazdık. Öyleyse onun ifadesi, istifademize illettir.'"

"Ben de derim: Ey kardeşlerim! Cenab-ı Hakkın bana da sizlere de ettiği nimet beraber gelmiş. İki nimetin illeti de rahmet-i İlahiyedir. Ben de sizin gibi, iktiranı illetle iltibas ederek, bir vakit Risale-i Nur'un sizler gibi elmas kalemli yüzer şakirtlerine çok minnettarlık hissediyordum. Ve diyordum ki: 'Bunlar olmasaydı, benim gibi yarım ümmi bir biçare nasıl hizmet edecekti?' Sonra anladım ki, sizlere kalem vasıtasıyla olan kudsî nimetten sonra, bana da bu hizmete muvaffakiyet ihsan etmiş. Birbirine iktiran etmiş; birbirinin illeti olamaz. Ben size teşekkür değil, belki sizi tebrik ediyorum. Siz de bana minnettarlığa bedel, dua ve tebrik ediniz." (Lem'alar, On Yedinci Lem'a.)

Üstad'ımız "Ben de bir ara iktiranı illetle iltibas etmiştim, sonra hatamı tadil ettim." diyor.

Bizde iyi niyetten kaynaklanan şöyle yaygın bir yanlış kanaat var: "Evliya ve âlimler hata etmez, yanlışa düşmez, onlarda kusur olmaz." Oysa nefisleriyle en büyük imtihanı ve mücadeleyi onlar vermişler. Velayet ise, bu mücadelenin bir neticesidir. Biz sadece neticeye odaklanır, önceki merhaleleri beraberce düşünmez ve dikkate almazsak, yanlış bir kanaate kapılırız.

Bütün peygamberler masumdurlar, ismet sıfatıyla bütün günahlardan uzak kılınmışlardır. Asırlarını irşad ile manen vazifeli olan büyük veliler ise mahfuzlurlar, yani korunmuşlardır.

Risale-i Nur, Üstad'ımızın çok meşakketler çekmeyi gerektiren iman kurtarma hizmetinde nefsi ile olan mücadelesinden meydana gelmiş manevi bir tefsirdir. Nefsi direnmiş, zaman zaman nefsi ile çarpışması çok şiddetli hâle gelmiş, ama neticede galip gelen ve muzaffer olan Üstad'ımız olmuştur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 4.049
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

ahmedtanrikulu

17.Lema 13.Nota Üstad bu görüşün hatalı olduğunu belirtiyor. Benim aklıma Peygamberimize a.s karşı bakışımız geldi bu durumda ona nasıl bakmalıyız. Kuran onun ağzından çıktı, İslam onunla geldi. Bunlarda onu sav illet görmemek gerekiyor o zaman doğru mu? Belki minettarlık yerine üstadın bahsettiği gibi salat ve selam ile dua etmek burdan mı geliyor?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Peygamber Efendimizde mazhar ve makestir menba ve medar değildir yani bütün nimetlerin, bütün güzelliklerin bütün kemal ve cemalin hakiki kaynağı, gerçek sebebi, asıl illeti Allah’tır Peygamberlerde dahil bütün sebepler sadece birer mazhar ve vesiledir.

Masdar bir şeyin çıktığı, sudur ettiği mekân; mazhar ise onun zahir olduğu yani göründüğü mekândır. Aynı şekilde, menba bir şeyin nebean ettiği, çıktığı mekân, makes ise onun aksettiği, göründüğü mekândır. Nurlarda çokça geçen güneş ve ayna misâlini bu meseleye şöyle tatbik edebiliriz:

Güneş ışığın çıktığı mekân, ayna ise onun göründüğü mekândır. Aynada ışık vardır, ama bu ışık zâti değildir, tecellidir. Yâni, aynanın zâtında ışık yoktur, o ancak güneşin ışığının tecelli ettiği bir mekândır.

Peygamber Efendimizin (asm) üzerinde çok güzellikler ve çok kemaller tezahür etmiş. Haşa Resul-i Ekrem Efendimizi masdar ve menba telakki edersek, ondaki bütün güzellik ve kemalat onun şahsî malı olur.

Kâinat ve içindeki her mahlûk da Allah’ın isim ve sıfatlarına, nihâyetsiz cemal ve kemaline birer aynadır. Bu aynalar içinde en geniş, en parlak ve en harika ayna Resul-i Ekrem Efendimizdir (asm.).

Hakiki şükür ve minnettarlık Allah’a dır ayna ve mazharlara da salat, dua ve selamet istenir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
ahmedtanrikulu

Çok teşekkür ederim 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...