"Hem ezel, mazi silsilesinin bir ucu değil ki, eşyanın vücudunda esas tutulup ona göre bir mecburiyet tasavvur edilsin. Belki ezel, mazi ve hal ve istikbali birden tutar, yüksekten bakar bir âyine-misaldir." izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Zaman, başlangıcı ve sonu olan ve eşyanın bir tertip ve düzen ile meydana geldiği bir kanundur. Mesela bir çocuk zaman içinde büyür, gelişir ve olgunlaşır. Bu süreç ise sıra ve tertip ile olur. Yani öncesi, şimdisi ve sonrası olan bir durumdur. Önce olmadan, şimdi olamaz, şimdi olmadan da sonra olmaz. Gelecekteki hal ise ancak yaşanarak anlaşılır.

Geçmişte vuku bulan hâdisleri biliyoruz ama yarın ve daha sonraki günlerde ne olacağını bilemiyoruz. Ama zamanın bu kayıtlarından kurtulmak ve üstüne çıkmak imkânı olsa idi, zaman şeridinin öncesini ve sonrasını görebilseydik, hâdiseleri vuku bulmadan bilebilirdik.

Ezel ise, evveli ve sonu olmayan, zamandan ve mekândan münezzeh olan ve bütün sıfatları mutlak olan (yani hiçbir kayıt ile bağlı olmayan) Allah’ın bir sıfatıdır. Zamanın içindeki kayıt ve kaideler burada cari değildir. Yani Allah ezelî ilmi ile her şeyi ihata ettiği için, O’nun nazarında geçmiş, şimdiki an ve gelecek kavramları yoktur. O olmuş ve olacak her şeyi birlikte bilir ve görür.

Üstad Hazretlerinin ayna misali ile bu hakikati şöyle izah etmektedir:

"Hem ezel, mazi silsilesinin bir ucu değil ki, eşyanın vücudunda esas tutulup ona göre bir mecburiyet tasavvur edilsin. Belki ezel, mazi ve hal ve istikbali birden tutar, yüksekten bakar bir âyine-misaldir. Öyle ise, daire-i mümkinat içinde uzanıp giden zamanın mazi tarafında bir uç tahayyül edip, ona 'ezel' deyip, o ezel ilmine, eşyanın tertiple girmesini ve kendisini onun haricinde tevehhüm etmesi, ona göre muhakeme etmek hakikat değildir." (26.Söz)

Evet, ilmi muhit olan Allah her şeyi, olmadan önce de bilir, görür ve hükmünü ona göre takdir eder. Ezeliyetin mânâsı iyi idrak edilmediği için, ezeliyet zamanın içinde sanılmıştır. Bunlara göre ezel, zamanın üç halinden maziyi temsil eder. Ezeli, zamanın içinde tasavvur ederek, zamanın mazi tarafına ezel demişler. Böyle olunca, insanın başına gelecek olaylar daha vuku bulmadığı için, “Allah bizim geleceğimizi bilemez” diyerek dalalete düşmüşlerdir.

İnsan kendini Allah’ın ezelî ilminin haricinde addetmekle, güya cebirden kurtulmuş olacak. Hâlbuki tam tersi, ezel, zamanın içinde değil, zaman ezeliyetin içindedir. Böyle olunca, zamanın her şeyi, yani geçmiş, şimdiki hal ve gelecek Allah’ın ezelî ilmindedir. Zaman ezeliyetin içinde küçük bir nokta gibidir.

Özet olarak, Allah ezelî ve muhit ilmiyle kullarının hangi yola gideceklerini, ne ameller işleyeceklerini ve ne şekilde öleceklerini bildiği için, onda bir değişiklik ve bozulma olmaz. Allah her şeyi en son şekli ile bilir ve bildiği şekli ile kader levhasına yazar. Bu levhada bir yanılma ve sapma olmaz. Ancak, Allah’ın bütün bunları ezelde bilmesi insan üzerinde bir cebir ve baskı oluşturmaz. Zira Allah’ın bilmesi, insanın iradesini ne yönde kullanacağına bağlıdır. Yani insan hür iradesi ile neyi seçerse, Allah onu öylece bilir. Bu durum kelam ilminde, “İlim maluma tabidir” şeklinde özetlenmiştir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

demir37
yani, Hem ezel, mazi silsilesinin bir ucu değil ki, eşyanın vücudunda esas tutulup ona göre bir mecburiyet tasavvur edilsin ifadesi; Allah geçmişte bir sistem kurmuş o sistemde mahlukat bir mecburiyet içerisinde vücuda geliyor ve Allah'ın müdahalesi olmuyor,ihtiyarda bir manada devredışı kalmış oluyor,anlamına mı geliyor
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
bakiduman
Abi çok güzel bir izah olmuş Allah razı olsun.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
süttençıkmışakkaşık
burda ezele ilim ebede kudret dersek olmuyor mu. çünkü ''Belki ezel, mazi ve hal ve istikbali birden tutar.Öyle ise, daire-i mümkinat içinde uzanıp giden zamanın mazi tarafında bir uç tahayyül edip, ona “ezel” deyip, o ezel ilmine, eşyanın tertiple girmesini ve kendisini onun haricinde tevehhüm etmesi, ona göre muhakeme etmek hakikat değildir.'' ifadesi ile ilim sıfatı mutabık.mazi hal ve istikbali birden tutmasi ve farazi sahsın kendisini onun haricinde tevehhüm etmesinin hakikat olmaması,zamanın ise daire-i mümkinat içinde uzanıp gitmesi gibi... Bu durumda ebed bir nevi 'an' oluyor ki hem 'mahlukatın bir 'an' nazar-ı rabbaniye mazhariyetleri, vücuda gelip derakab kaybolmaları ile anlatılan ve üstad'a teselli veren hakikat ve mahlukatın bir an kudrete mazhariyetinin onlara ebediyet kazandırmasının ne oldugu hakikatı örtüşür.belki bu hakikatın bizim anladıgımız 'an' yani zamanla alakası olmadığı bilinir. hem de ''Levh-i Mahv, İspat'ta kelimât-ı kudreti yazmak ve çizmekten gelen harekâttır ve mânidar ihtizâzâttır"manası ile ezel mazi silsilesinin bir ucu ebed ise istikbal silsilesini bir ucu olmaktan kurtulurlar.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...