"İbn-i Abbas’ın her söylediği sözü, hadis olması lazım gelmediği gibi, her naklettiği şeyi de onun makbulü olmak lazım gelmez." Ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İbn-i Abbas’a isnat olunan keyfiyet-i meşhuresi, Dördüncü Mukaddemeye bak. Vech-i nisbeti sana temessül edecektir. Halbuki, İbn-i Abbas’ın her söylediği sözü, hadis olması lazım gelmediği gibi, her naklettiği şeyi de onun makbulü olmak lazım gelmez. Zira İbn-i Abbas gençliğinde İsrailiyata, bazı hakaikin tezahürü için, hikâyet tarikiyle bir derece atf-ı nazar eylemiştir." (Muhakemat, Birinci Makale, Üçüncü Mesele)

İbn-i Abbas (ra) bir hikâyeyi, bir sözü veya bir cümleyi tenkit anlamında ifade etmiş olabilir, ifade etti diye o şeyi kabul etmiş sayılmaz.

Ya da gençlik döneminde bazı İsrailiyat tarzı hikâyeleri bazı hakikatlerin anlaşılmasında ya da detaylandırılmasında tenkit süzgecinden geçirmeden kullanmış olabilir. Lakin sonraları bu tarz hikâyeleri kaynak olarak kabul etmemiştir.

Bu sebeple birçok İsrailiyat hikâyeleri İbn-i Abbasa nispet edilerek İslam alemine sokulmak istenmiştir. Bu İbn-i Abbas (ra) için ya bir iftira ya da bir yanlış anlamadır...

İbn Abbas’ın, Ehl-i kitap’tan olup Müslümanlığı kabul etmiş bazı kişilerden rivayette bulunması da Ignaz Goldziher ve Frantz Buhl gibi bazı müsteşriklerin üzerinde durduğu hususlar arasındadır. Gerek İbn Abbas’ın, gerekse diğer bazı sahabilerin bu çeşit haber ve rivayetleri az da olsa kullandıkları doğrudur.

Ancak bu rivayetler hiçbir zaman verdikleri haberin ve bilginin doğruluğunu iddia edip inanmak için değil, bazı İslami görüş ve tezlerin izah ve teyidi maksadıyla kullanılmıştır ki, bunda bir sakıncanın bulunmadığı bizzat Hz. Peygamber’in izni ile sabittir (bk. Buhârî, “Enbiyâ, 50; Müslim, “Zühd”, 72).

İsrâiliyattan sayılan bu tür rivayetleri üç gruba ayırıp değerlendirmek mümkündür:

1. Doğrulukları İslâmî delillerle sabit olanlar.

2. Yanlış oldukları bilinenler.

3. Haklarında İslâmî bilgi bulunmayan hususlar.

Bu sonunçular ne kabul ne de reddedilir. Rivayet edilmelerinde de bir mahzur yoktur (bk. İbn Teymiyye, Muḳaddimetü’t-tefsîr, XIII, 365-367).

İbn Abbas’tan gelen bu tür rivayetler bazı çevrelerce yapılan itirazlar, aslında kendisine ait olduğu kesin olan rivayetler sebebiyle değil, daha çok siyasi düşüncelerle ona izafe edilen rivayetler dolayısıyladır. Nitekim Frantz Buhl de bir taraftan onu bu konuda tenkit ederken “kendisine atfen zikrolunan hadislerden bazıları, sonradan sahtekârlar tarafından ona isnat olunmuştur” demek suretiyle bu gerçeği itiraf etmiştir. (bk. TDV İslam Ansiklopedisi, I, 76-79, ABDULLAH b. ABBAS md.)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...