"İhsan-ı ilahiden fazla ihsan ihsan değildir." cümlesini izah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Allah'ın verdiğinden daha fazlasını vermeye çalışmak boşunadır. Mesela, insana bir burun daha ilave etmeğe çalışmak abesle iştigaldir, tenasüb ve nizamı bozmaktır.
Benzeri bir şekil de dinin hükümlerinde mevcuttur. Çünkü Allah'ın koyduğu sınırlarda durmak lazımdır. "Şu helal, bu haram!.." şeklinde hüküm verme selahiyeti insanlara bırakılmamıştır. Allah’tan başka hiç kimse hüküm koyamaz, helali haram haramı helal edemez.
Bazı insanlar, Allah'ın koyduğu sınırlarda durmayıp kendi dar ölçüleriyle hareket ederler. Mesela bazı kişiler, mirasta kadına erkeğin yarısı kadar hisse verilmişken, tam hisse verirler. Dinin mekruh kabul ettiğini haram derecesine çıkarırlar. Ayın bölünmesi mucizesi gibi bir hâdiseyi anlatırken, sahih hadislere kanaat etmeyip mübağalı anlatmayı tercih ederler...
İnsan, Üstad Hazretlerinin; “Vazifeni yap, vazife-i İlahiyeye karışma.” tavsiyesine uyarak kendisine düşen vazifeyi tam olarak yerine getirdikten sonra, Rabbine tevekkül eder, onun hükmüne teslim olur, takdirini rıza ve memnuniyetle karşılar. Bunu yapabilen insan tevekkül üzeredir; evhamdan kurtulur, ruh sıkıntısına, gönül darlığına düşmez.
Aksi yolda giden, yani kadere teslim olmayan, tevekküle yanaşmayan, hadiseleri evham ile değerlendiren, hastalıklara isyan ile mukabele eden bir insan, başını taşa vurmuş gibi olur; “fakat başı kırılır, yazılara bir şey olmaz.” Kader, hükmünü yine icra eder, bu adam ise sabır ve tevekkül ile kazanacağı nice sevapları ve ulvi makamları kaybetmiş olarak, müflis bir halde bu dünyadan göçer, gider.
Ağır imtihanların mükâfatları da büyük olur. Belaların en büyüğünün enbiyaya gelmesi bunun en açık delilidir. Biz de o kutsi, seçilmiş ve sevilmiş zatları her hususta olduğu gibi sabır konusunda da taklit etmeye azamî gayret gösterelim.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü