Block title
Block content

İsrâ Sûresi, 88. âyet-i kerîmesinin mealini verip "en parlak i’caz veçhesi olarak Kur’ânın belagatının nazara verilmesi"ni izah eder misiniz?

 
Soru Detayı:

"قُلْ لَئِنِ اجْتَمَعَتِ اْلاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلَى اَنْ يَاْتُوا بِمِثْلِ هذَا الْقُرْآنِ لاَ يَاْتُونَ بِمِثْلِهِ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيرًا  " âyet-i kerîmenin  mealini verip "en parlak i’caz veçhesi olarak  Kur’ânın belagatının nazara verilmesi"ni izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu âyet-i kerîme İsrâ Sûresi, 88. âyettir ve meali şöyledir:

“De ki: And olsun, eğer bu Kur'ân'ın benzerini getirmek için insanlar ve cinler bir araya toplanıp da hepsi birbirine yardımcı olsalar, yine de onun benzerini getiremezler.”   

Üstat Hazretleri Kur’ânın kırk vecihle mu’cize olduğunu Yirmi Beşinci Söz’de örneklerle açıklamış ve ispat etmiştir. Burada o vecihlerden dördüne dikkat çekilmiştir: Beyanatındaki cezâlet, ifadesindeki belâgat, maânîsindeki câmiiyet, üslûplarındaki ulviyet ve hâlâvet.

“Şu mu'cize-i ebediyenin vücuh-u  i'câzından en zâhir ve en parlak vechine çeviriyor.” ifadesinde “en zâhir vecih” olarak Kur’ânın belagatı nazara verilmiş oluyor. 

Kur’ân'ın nazil olduğu dönemde Araplar arasında şiir ve belagata çok rağbet ediliyordu. Kur’âna karşı çıkanlardan, Kur’ân'ın belagatına karşı bir nazire getirmeleri istenmişti. Bunun mümkün olmadığını anlayınca harp yolunu tercih ettiler.

“Câhız’ın dediği gibi, 'Muaraza-i bilhuruf mümkün olmadı, muharebe-i bissüyufa mecbur oldular.'”(1)   

Nur Külliyatı'ndan Mektûbat’ta bu konu şöyle nazara veriliyor:

“Kur’ân-ı Hakîm, yirmi üç sene mütemadiyen damarlara dokunduracak ve inadı tahrik edecek bir tarzda meydan okudu. Ve derdi ki:

'Şu Kur’ân’ın, Muhammedü’l-Emin gibi bir ümmîden nazîrini yapınız ve gösteriniz.'

'Haydi, bunu yapamıyorsunuz; o zât ümmî olmasın, gâyet âlim ve kâtip olsun.'

'Haydi, bunu da getiremiyorsunuz; birtek zât olmasın. Bütün âlimleriniz, beliğleriniz toplansın, birbirine yardım etsin. Hattâ güvendiğiniz âliheleriniz size yardım etsin.'

'Haydi, bununla da yapamayacaksınız. Eskiden yazılmış beliğ eserlerden de istifade
edip, hattâ gelecekleri de yardıma çağırıp Kur’ân’ın nazîrini gösteriniz, yapınız.'

'Haydi, bunu da yapamıyorsunuz. Kur’ân’ın mecmuuna olmasın da, yalnız on sûresinin nazîrini getiriniz.'

'Haydi, on sûresine mukabil, hakikî, doğru olarak bir nazîre getiremiyorsunuz. Haydi, hikâyelerden, asılsız kıssalardan terkip ediniz, yalnız nazmına ve belâgatine nazîre olsun getiriniz.'

'Haydi, bunu da yapamıyorsunuz; birtek sûresinin nazîrini getiriniz.'

'Haydi, sûre uzun olmasın; kısa bir sûre olsun, nazîrini getiriniz. Yoksa din, can, mal, iyalleriniz, dünyada da, âhirette de tehlikeye düşecektir.'

"İşte, sekiz tabakada ilzam suretinde, Kur’ân-ı Hakîm yirmi üç senede değil, belki bin üç yüz senede bütün ins ve cinne karşı bu meydanı okumuş ve okuyor.”
(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Mektûbat, On Dokuzuncu Mektup, On Sekizinci İşaret.

(1) bk. age.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...