"İsraf ise, nimete çirkin ve zararlı bir istihfaftır." izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İsraf, kelime olarak, “sahip olduğumuz bir şeyi yok etmek, zayi’ etmek, dine veya dünyaya meşru bir faydası olmayacak şekilde gerektiğinden daha fazla kullanmak ya da harcamak" mânasınadır.

İsraf; gereksiz ve ölçüsüz harcama yapmaktır.

İktisad ve kanaat; refah ve huzurun, israf ise, iflasın anasıdır. Ferdî ve içtimaî hayatın en büyük düşmanı sefahet ve israftır.

“Evet, hangi müsrif ile görüşsen şekvalar işiteceksin. Ne kadar zengin olsa da, yine dili şekva edecektir. En fakir, fakat kanaatkâr bir adamla görüşsen; şükür işiteceksin.” (Lem’alar, 19. Lem’a)

Desinler belası, moda safsatası ve başkalarını taklid yüzünden âdeta tüketim çılgınlığı yaşanmaktadır. “Yiyin, için; fakat israf etmeyin.” (Araf Suresi, 7/31) ayeti israftan kaçınmamızı emretmektedir.

Nimetlerden imkânlar dâhilinde faydalanmak, israfa ve aşırıya kaçmamak lazımdır.

İsraf eden adam nimeti o an ki ihtiyacını gören basit bir eşya olarak görür. Bu yüzden nimete gereken kıymet ve hürmeti göstermez. Halbuki nimeti iktisad ile kullanan bir insan ona kıymet vermiş, hürmet etmiş, şükretmiş ve onun Rabbinin bir hediyesi ve ikramı olduğunun şuuruna varmış olur.

Bir şeyin çok olması, insan gözünde o şeyin basit ve ehemmiyetsiz olmasına yol açar. İsrafın nimete karşı çirkin ve zararlı bir hafife alma olması bu sebeblerden dolayıdır. Mesela, günlük ihtiyacı dört ekmek iken, on ekmek alan birisinin gözünde fazla kalan ekmekler gereksiz ve önemsizdir, bu da ekmeğe karşı bir saygısızlık ve hürmetsizlik fikrini uyandırır. Halbuki ekmeği ihtiyacı kadar alsa, o zaman ekmeğin kıymeti daha iyi anlaşılır. Binaenaleyh israf içinde olan insanlarda ihtiyaç hissetme duygusu kaybolur, saygı, hürmet değer verme diye bir şey kalmaz.

“Çünkü sair vakitlerde mecburiyet tahtında olmayan insanların çoğu, hakiki açlık hissetmedikleri zaman, çok nimetlerin kıymetini derk edemiyor. Kuru bir parça ekmek, tok olan adamlara, hususan zengin olsa ondaki derece-i nimet anlaşılmıyor. Halbuki iftar vaktinde o kuru ekmek, bir mü’minin nazarında çok kıymettar bir nimet-i İlahiye olduğuna kuvve-i zaikası şehadet eder. Padişahtan tâ en fukaraya kadar herkes, ramazan-ı şerifte o nimetlerin kıymetlerini anlamakla bir şükr-ü manevîye mazhar olur. Hem gündüzdeki yemekten memnûiyeti cihetiyle “O nimetler benim mülküm değil. Ben bunların tenavülünde hür değilim, demek başkasının malıdır ve in’amıdır. Onun emrini bekliyorum.” diye nimeti nimet bilir, bir şükr-ü manevî eder.” (29. Mektub)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...