"ِيَّاكَ نَعْبُدُ'daki ك zamirinde iki nükte vardır. Birincisi: Mâkablinde zikredilen sıfât-ı kemâliyenin ك zamirinde müstetir ve mutazammın olduğuna işarettir..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"اِيَّاكَ نَعْبُدُ'daki ك zamirinde iki nükte vardır. Birincisi: Mâkablinde zikredilen sıfât-ı kemâliyenin ك zamirinde müstetir ve mutazammın olduğuna işarettir. Çünkü o sıfatların birer birer tâdadından hasıl olan büyük bir şevkle, gaybdan hitaba, yani ism-i zâhirden şu ك zamirine iltifat ve intikal olmuştur. Demek ك zamirinin mercii, geçen sıfât-ı kemaliye ile mevsuf olan Zat'tır."

اِيَّاكَنَعْبُد "Yalnızca sana ibadet ederiz" demektir.

Fatiha suresinin başından buraya kadar sayılan kemal sıfatları, buradaki "sana" manasındaki ك (ke) zamiri içine almaktadır.

Bundan önce geçen, "Âlemlerin Rabbi, Rahman, Rahîm, Din gününün sahibi" unvanları, Allah’ın sıfatlarıdır. Demek ki ك zamiri ile hitap ettiğimiz Zat, bu sıfatlara sahip olan Allah’tır.

İşte, bu sıfatları birer birer söylemek, zihni harekete geçirir, onu hazırlar, şevkle doldurur; bu sıfatların sahibi olana yöneltmek için teşvik eder.

Böylece Fatiha suresinin başından itibaren bu sıfatları tek tek söyleyerek büyük bir şevk ve zevk alan kişi, gıyaben söyleme makamından doğrudan Allah’a hitap etmek; gaibane ubudiyetten hazırana ubudiyyet makamına çıkmaktır.

Yani, “Ey bu sıfatlarla muttasıf olan Zât! Sadece sana ibadet ederiz” demiş olur.

İltifat: Hitabın yönünü değiştirme, sözü gaybtan muhataba (huzura), muhataptan gayba döndürme sanatıdır. Bir zatın kemalini “O şöyle âlimdir, böyle cömerttir...” şeklinde ifade edersek, onu gaibane methetmiş oluruz. Ama onun huzuruna çıkıp “Siz şöyle âlim, böyle cömertsiniz…” dediğimizde, "muhatab" olarak kendisini methetmiş oluruz.

Karşımızdaki kişiyle konuşmamız hazırânedir, yâni o zât o anda hazırdır, bizi dinlemektedir. Biz de kendisine doğrudan hitap ederiz. O anda yanımızda bulunmayan bir kişi hakkında konuştuğumuzda ise gaibane konuşmuş oluruz. Karşımızdaki kişiye “sen” diye hitap ederken, gaibane söz ettiğimiz kişiden “o” diye bahsederiz.

Benzeri bir durum Fatiha suresinde vardır. Her Müslüman’ın günde defalarca okuduğu bu surede, önce Cenab-ı Hakk’ı kemal sıfatlarıyla anar ve medheder. Ardından, bu kemal sıfatlarını ardı ardına söylemekten gelen bir şevk ve cezbe içinde "hitab" makamına çıkar, "Yalnızca sana ibadet eder ve yalnızca senden yardım dileriz" denilerek, doğrudan Allah'a münacatta bulunur.

Üstad Hazretleri Fatiha sûresinin tefsirinde, sûrenin başından “iyyake na’büdü” ye kadar Cenâb-ı Hakk’tan gaibane söz edildiğini, “iyyake na’büdü” de huzur makamına geçildiğini ifade eder.
Sûrenin başındaki “Bütün medih ve sena âlemleri terbiye eden Allah’a mahsustur.” cümlesi gaibane bir ifadedir. Bunun hâzırâne şekli şöyle olur: "Bütün medih ve sena sana mahsustur, sen bütün âlemlerin terbiye edicisisin."

“(O) Rahmân ve Rahîm’dir.” cümlesi de gaibanedir. Bu cümlenin hâzırâne şekli: “Sen Rahmân ve Rahîmsin.”

“Din gününün sahibi O’dur.” cümlesinin hâzırâne şekli: “Sen din günün sahibisin.”

Önceki gaibane tefekkürler mü’minin ruhunda bir huzur hâli doğurmuş ve bu hâl onu Allah’a doğrudan hitap etme makamına yükseltmiştir.

İşte gaibane hitaptan bu huzur makamına varıldığında “Biz ancak sana ibâdet eder ve yalnız senden yardım dileriz.” denilmekle Allah’a doğrudan hitap edilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 3.518
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...